Macera Dolu Amerika

Türk- Amerikan ilişkileri son dönemlerde oldukça sert bir seyir takip ediyor. Hal böyleyken acaba tarihten ibret almamız gerekir mi diye sormak istiyoruz bizde kendimize. Geçmişten bu güne Türk- Amerikan ilişkileri sadece siyasileri mi etkilemiş yoksa halkın bu konuya tepkisi nasıl olmuş bu konu hakkında bir şeyler paylaşmak istedim sizlerle.

II. Dünya Savaşı yılları

II. Cihan harbinin sonlanması yeni bir dünya oluşturmuştu. Üzerinden çok geçmemişti ki dünya yeni bir düzene doğru gidiyordu. Çünkü Amerika artık kendi içine kapanık bir ülke olmaktan çıkacak ve tüm dünyaya artık bende varım diyecekti. Benden habersiz iş yapamazsınız söylemi dünya siyasetine hâkim olacaktı. Oluşan müttefiklikler içerisinde Amerika lider konumundaydı. Türkiye’de aynı yıllarda Sovyetler Birliğinin tehditlerine karşı Amerika’yı dost edinmişti. Amerika Artık Türkiye için geri dönüşü zor bir müttefik halini alacaktı. Bununla birlikte Amerika Türkler için ideal ülke konumuna gelmişti. Türk diplomatların siyasi söylemleri bile değişmiş, Türkiye’yi bölgesinde Küçük Amerika yapacaklarını söyleyerek oy istemeye başlamışlardı.

Marshall Ve Truman yardımları ile Türk halkı Amerika’yı daha fazla sevmeye başladı. Tabi diplomatlar daha da sever hale geldiler. Toplumun her kesimi Amerika deyince hayaller ülkesini hayal ediyor hatta şarkılar bile yazıyorlardı. Aslında bu birazda siyasilerin ayak oyunlarından birisiydi. Amerika Türkiye’de övülecek ve halkın alınan yardımlara tepki göstermesi engellenecekti.

Halk Artık Yüzünü dönmüştü

Gün geçmiyordu ki Türkiye’deki Amerikan hayranlığı artmıyor olsun. Amerikan malları rağbet görüyor, Amerikan tarzı giyim moda oluyordu. Toplumun öncüsü kabul edilen sanatçılar siyasetçiler Amerika’dan başka laf etmiyorlardı. Türkiye de Amerikan tarz mutfak ön plana çıkmış müzik ve eğlenceler bile Amerikan tarzına dönmüştü. Amerikalı diplomatların hayatları bizlere Ömer Seyfettin masallarından daha anlaşılır gelmeye başlamıştı. Amerikan başkanları Türk devlet adamlarından daha çok sevilir oldu. Almanya ve diğer Avrupa ülkelerine gurbete giden Türkler yanlarında Başkan Kennedy’nin resimlerini götürüyordu. Atatürk’ün resmini değil de Amerikan başkanının resmi olan halı örgülerini evlerine asıyorlardı.

Politikacılar verdiği sözleri tutamadılar. Türkiye bir Amerika olamamıştı ama görünen oydu ki halk iyiden iyide Amerikalılar gibi yaşamaya başlamıştı. 1960 yıllar Türkiye’de Amerikan etkisinin iyice arttığı yıllardı. Türk diplomatlar Amerikalı yetkililerle görüşmeden hiçbir konuda adım atmıyorlardı. ABD başkanının özel hayatı Türk halkı tarafından yakından takip ediliyordu. Sadece onun değil Amerikalı ünlü modeller sanatçıların hayatları bile Türk halkı tarafından yakın takipteydi. Başkan Kennedy süikasti Türkiye’de büyük yankı uyandırmıştı. Halk ozanlarımız Robert Kennedy için ağıt yakmışlardı.

“Robert kennedy vuruldu                                                             
bütün dünyaya duyuldu
kardeşimin acısından babamın dili tutuldu

aman dünya yalancı dünya
on bir çocuk babasıydı
büyük devlet adamıydı
İyilik seven bir insandı
zalim katil nasıl kıydın “

Kıbrıs İlişkileri Bozdu

Hemen Hemen aynı yıllarda Türkiye Kıbrıs ile ilgili adımlar atmaya başlamıştı. Kıbrıs’ta Rum çetecilerinin Türk vatandaşlarına yaptığı baskı artık dayanılmaz bir noktaya gelmiş ve Türkiye bu konuda bir adım atması gerektiğini hissetmişti. Tam Kıbrıs’a asker çıkarılması gündeme gelmişti ki ABD başkanı Johnson’ın mektubu Türkiye’ye gelmişti. Türkiye’nin Kıbrıs’a asker göndermemesi gerektiğini bunun sonuçlarının çok ağır olacağını söylüyordu Amerika başkanı. Bununla eş zamanlı olarak Türkiye’de yükselmeye başlayan sol hareketler toplumun her kesimine girmiş ve Amerika’ya olan sempatiyi azaltmaya başlamıştı. Bu sefer türküler artık Amerika’yı sevmek üzerine değil karalamak üzerineydi. Mahsuni Şerif Katil Amerika parçasını bu dönem yazmıştı.

“Devleti devlete çatar
İt gibi pusuda yatar
Kan döktürür silah satar
Amerika katil katil”

Amerika Birleşik devletleri Asya’da bir savaşın içindeyken Türkiye’de halk sokaklara dökülmüş savaş karşıtı eylemler düzenleyerek Amerika’nın bu vurdumduymaz tavrına tepki gösteriyorlardı. İşler bir anda tersine dönmüştü. Türk ozanları artık Amerika’yı değil Amerika’nın zulmü altında olanları yazmaya başlamışlardı. Çetin Altan Vietnam’ın çocuklarını anlatırken “ kara kara gözleri olan cılız çocuklar olarak değerlendiriyordu.

1974 Haşhaş ekimi sonrası

1970 sonrası iki ülkenin ilişkileri iyice gerilmeye başladı. 1974 Kıbrıs barış harekâtı ve aynı yıllarda Ecevit hükümetinin haşhaş ekimini yasalaştırması Amerika’nın sert tepkisine sebep olmuştu. Hemen ardından da Türkiye için ağır bir ambargo geldi. Amerikalı yöneticiler Türkiye’yi haşhaş ekimi dolayısıyla tehdit ediyorlardı. Hatta Senato’da haşhaş ekilen tarlaların bombalanması bile gündeme gelmişti. Mahsuni Şerif yine sahneye çıkıyor ve bu sefer “Ambargo” diye türkü yazarak Amerika’yı yerden yere vuruyordu. Sadece Mahsuni değil pek çok halk ozanı Ambargo ile ilgili türküler yazıyor Amerika’yı yerden yere vuruyorlardı. 1950’lerin ideal devleti ve ideal toplum düzenine sahip gelişmiş Amerika’sı artık sevilmiyordu. Rıza Pekkutsal “ambargoya çüş de” diye sahneye çıkarken Mehmet Koç “ Hoş Hoşlar” diyerek devam ettiriyor Muhsin Şerif “ Ne çektin senden” diyerek Amerika’yı kötülüyordu.

İlişkiler iyi olduğunda Amerika, Türk halkı ve siyasetçileri tarafından sevilen büyük bir kurtarıcı ama ilişkiler kötü olduğunda ise katil ve kuduz köpeğe benzetilen hayvandı. Memlekette sağ sol meselelerinde gençlerimiz kaybedilirken sol kuşak sağ kuşağı Amerikancı olmakla suçluyordu. Tepki gecikmiyor sağ kuşakta diğer tarafı moskof uşağı olmakla suçluyordu. Toplum düşüncesi sağ ve sol diye ikiye bölünmüştü. Bu bölünme sadece öğrenci guruplarında kalmadı meslek kuruluşlarına hatta emniyet teşkilatına bile sıçramıştı. Sonralardan ortaya çıkacak Gladyo meselesi göstermişti ki Amerika devlet içinde kendisini iyice yerleştirmişti. Bu çatışma ortamında türkülerde ona göre yorumlandı. Müziğin şekli partizan bir yöne doğru kaymaya başladı.

1990 ve sonrası Stratejik ortaklık

1980 darbesi ülkede her şeyin üstünden silindir gibi geçmişti. Sokakta ne Amerika ne Rusya konuşuluyordu. Konuşulan tek bir gerçek vardı. Onunda adı Kenan Evrendi. Darbeden sonra Türkiye ile Amerika’nın ilişkileri göreceli olarak iyileşmeye başladı. Yıl doksanları gösterdiğinde ise artık o kötü günler geride kalmış ve Amerika ile stratejik ortaklık dönemi başlamıştı. Tıpkı 1950 deki gibi artık siyaset ve toplum yeniden Amerika’ya ısınmaya başlamıştı. Amerikan pop müziği Türkiye’de müzik sektörünü alt üst etmişti. Yeşilçam Amerikan süper kahraman filmlerinin benzerlerini yapmaya başlamıştı. Film müzikleri ise hep Amerikan müzikleriydi. Yine bu yıllarda Türkiye’de bir sanatçı Amerika ile ilgili beste yapıyor ve listelerin başına oturuyordu. Amerika’da yaşamın ne kadar güzel olduğunu ve Amerika’nın özgürlükler ülkesi odluğunu söylüyordu. Rafet El Roman “ Amerika Amerika “ diyerek Türk halkını Amerika’daki yaşama özendirmeye çalışıyordu.

Milenyum Çağında Amerika

2000 ve sonrası yıllarda ise iki ülkenin ilişkileri müziksel bir boyuttan çıkıp daha farklı bir boyut aldı. Türkiye’de pek çok ünlü Amerika’da ev alıyor ve orada yaşamaya çalışıyorlardı. Eğitimini Amerika’da alan sanatçılar çok daha iyi yerlere geliyorlardı. Türk halkının yaşantısındaki göreceli iyileşme Amerika’yı artık cazibe merkezi olmaktan çıkarmıştı. Eskiden herkesin gidemediği Amerika artık üniversite öğrencilerinin bile rahatlıkla gidebildiği çalışıp dil öğrenebildiği bir yer haline gelmeye başladı. Zaman zaman iki ülke arasındaki ilişkiler kopma noktasına gelse de bir şekilde bu durum hep atlatılmıştı.

Bakalım Türk Amerikan İlişkileri tarihte olduğu gibi inişli çıkışlımı gidecek yoksa Türkiye kendisine başka bir rotamı çizecek bekleyip göreceğiz.

İçerik Sahibi
Diğer İçerikleri: Serhat Doğan

Büyük İşgal ve Soykırım

Yok Edilen Millet Çin’in bölgedeki işgal faaliyetleri Çin...
Devamını gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir