Büyük İşgal ve Soykırım

Yok Edilen Millet

Çin’in bölgedeki işgal faaliyetleri

Çin iç meselelerinde bir çözüme vardıktan sonra iç isyanların bastırılmasında aktif görev alan General Tsou-Tsung-t’ang raporları ile Kaşgar Hanlığı’na yönelmeye başlamıştır.[4] General imparatora yazdığı raporda Kansu’daki isyanın şiddetle bastırıldığını bildirirken bölgede isyancı durumda olan diğer Müslümanların da bir an önce bastırılması gerektiğini ve Kaşgar’daki hükûmetin dağıtılmasının önemini anlatıyordu.[5] Generalin ifadeleri doğrultusunda harekete geçen imparator 25 Eylül 1866’da General Tsou’yu Kansu bölge valiliğine atayarak bölgenin işgali ile ilgili talimatı kendisine vermişti.[6] General hem bölgedeki isyanları bastırmakla görevlendirilmiş hem de Urumçi başta olmak üzere Doğu Türkistan şehirlerinin geri alınması hususunda vazifelendirilmişti. Ancak bu kolay gelişebilecek bir süreç değildi. Kaşgar’da Yakub Han hem İngilizlerle hem de Rusya ile anlaşmış ve bölgedeki durumunu güçlendirmişti. Ayrıca Çin’in Hennan ve diğer bölgelerindeki Müslüman isyanları henüz tam manası ile bastırılabilmiş de değildi. Öncelikli olarak bu meselenin halledilmesi gerekiyordu. Ayrıca generalin ordusunda büyük eksikler vardı. 1860 yılında kendi imkânları ile bir ordu oluşturmuş ve Müslüman isyanlarına karşı bu ordu ile mücadele ediyordu. Ancak gerek materyal gerekse subay azlığı orduda büyük eksikliğe sebep oluyordu. General Nien tahribatı sonrasında yazdığı raporda durumu şöyle ifade ediyordu; “Shenxi’deki subaylar ikinci ya da üçüncü sınıf yeteneklilerden kalanlardır.… Gansu’da, para kaynağı olmadığı halde makamlar birçok kişiyi askere almıştır. Bu yüzden onların yarısı aç kalmış ve haydut olmuştur. Gerçekten de şu an Shenxi’ye saldıran haydutların sadece %60’ı Müslüman’dır ve diğer %40’ı ise farklı bölgelerden gelen isyancılardır. Bu görevi bitirmek kolay değildir.”[7]

Ayrıca kurulan yeni ordu için iaşe büyük bir sıkıntıydı. Uzun süren iç savaş Çin eyaletlerinde büyük kuraklıklara sebep olmuş ve kitlesel ölümlere sebep verebilecek derecede ciddi bir duruma ulaşmıştı. General Tsou erzak meselesinde de bir çözüme ulaşmaya çalışıyordu. Diğer bölgelerden erzak temini zor olduğu için kendi erzakını kendisi üretmeye çalıştığı gibi Türkistan Genel Valisi Kaufman ile de görüşmeler yaparak bölgeye yönelik askeri operasyon hususunda anlaşmaya çalışıyordu. 1869 yılında eldeki mevcut imkânlar ile ilk olarak Kansu bölgesindeki Dungan isyancıları üzerine yürümek suretiyle ileri harekâtını başlatmış oldu. Çin ordusu karşısında direnmeye çalışan Dunganlar, Dahu (Büyük Kaplan) önderliğinde toplanmışlardı. Ancak hazırlıksız yakalandılar ve uzun süren bu savaş neticesinde Kansu bölgesini terk edip 1875 yılında Kumul’a kaçarak Yakub Han’a sığındılar.

General Tsou 1874’de Dunganlar ile giriştiği bu mücadelede üstün çıkmıştı. Ancak uzun süren ve hazırlıksız girdiği bu mücadele kendi ordusunda büyük kayıplara sebep olmuştu. General, Yakub Han’a sığınan Dunganlar’ı savaş bahanesi edip Kaşgar Hanlığı üzerine yürüyerek İngiliz ve Rus baskısını da bu bahane ile kırmak istiyordu. Ancak ordusunun durumu bu saldırıyı kaldırabilecek durumda değildi. Bu yüzden ordusunu ikiye bölerek bir kısmı ile erzak stokunu güçlendirmeye çalıştı. General Tsou’yu bu zor durumdan da yine Ruslar kurtarmıştır. Türkistan Genel Valisi General Kaufman, Yakub Han’a karşı bir askeri müdahale planını sürekli gündemde tutuyordu. Neticede Çinlilerden aldığı ticari imtiyazlar karşılığında Tsou’ya yüklü miktarda erzak ve silah yardımı yaptı.[8] 1874 yılı Kaşgar Hanlığı için sonun başlangıcı oldu.

Mekik Diplomasisi Dönemi

Rusların Kaşgar Hanlığı ile ilişkileri asgari seviyede seyrederken bir anda böylesi bir fikir değişikliğine gitmeleri onların bölge ile ilgili düşüncelerini de görmemiz açısından önemlidir. Ruslar imzaladıkları ticari anlaşmalar ile birlikte Kaşgar’da kârlı bir pazar oluşturmuşlardı. Kaşgar Rus tüccarlar için hem güvenilir bir pazar hem de İngiliz tüccarların pazar hakkını elinde bulundurması sebebiyle kâr oranı yüksek bir alan haline gelmişti. Ancak bu durum Batı Türkistan’daki Rus pazarlarını etkilemeye başlamıştı. Ayrıca Kaşgar’da kurulan Türk Hanlığı Rus egemenliğinde yaşayan diğer Türkler için umut olmaya başlamıştı. Osmanlı Devleti’nin de fiili desteğini alması, Rus egemenliğinde yaşayan Türk halklarında çeşitli siyasi oluşumlara sebebiyet vermeye başlamıştı.

Bu durum Rus yönetimini rahatsız etmeye başladı. Dr. Eugene Schuyler Rusların Kaşgar Hanlığı’na bakışını şu şekilde ifade etmektedir: “Son yıllarda Rus yönetiminde Kaşgar Hanlığı’nı işgal ederek elde ettiği kazanımları devam ettirmek ya da bölgeyi Çinlilere bırakarak bölgedeki ticari haklarını koruma anlayışı hâkim duruma gelmiştir. Bu fikre karşı çıkanlar oldu. Rusların Tiyen Şan (Tanrı Dağları) dağlarından öteye uzanmasının yanlış olacağı fikrini savunanlar da vardı. Kaşgar’ın Çinlilere verilmemesi gerektiğini, Rusların elinde bulunması halinde kazanımlarının çok olacağı görüşünü savunanlar ağırlıktaydı.”[9] General Kaufman İli vadisi boyunca kurulan mevzilerin durumu ve Kaşgar’a karşı yürütülecek askeri harekâtın durumunu görüşmek üzere Albay Sosnovskiy’i General Tsou’ya göndermiştir. 1875 yılının Haziran ayında yapılan anlaşma ile Ruslardan erzak ve silah yardımı ile birlikte Kaşgar’ın Çin yönetimine bırakılacağı garantisi alınmıştır.[10]

Gerekli erzak ve silah desteğini Ruslardan alan General Tsou ordunun mali durumunu düzeltmek için Pekin merkezli İngiliz bankaları ile kredi anlaşmaları için görüşmeye başladı. İngiliz yönetimi Rusların aksine Çin ilerleyişine karşı Yakub Han’ı savunuyorlardı. Hindistan Genel Valisi Lord Lytton Rus etkisine karşı Kaşgar Hanlığı’nı destekleme taraftarıydı.[11] İlişkilerin geliştirilmesinden yana olan Lord Lytton, Robet Shaw’ı Kaşgar’a daimi elçi olarak atamıştı.

Yakub Han Çin ile bir mücadelenin kaçınılmaz olduğunu anladığı için yeğeni Yakub Han Töre’yi bir mekik diplomasisi içerisine sokarak İstanbul, Petersburg ve Londra arasında diplomatik temaslarda bulunması için görevlendirmiştir. İstanbul’a gelen ve buradan gerekli desteği göremeyeceğini anlayan Yakub Han Töre Petersburg’a giderek Yakub Han’ın iyi niyet dileklerini ve barış içerisinde ilişkilerin devam ettirilmesi hususundaki dileklerini Çar’a iletmiştir. Ancak buradaki görüşmelerden de bir netice alamayacağını anlayan Yakub Han Töre Londra’ya geçerek burada daha önceden iyi ilişkiler kurduğu Forsyth ile bağlantı kurmaya çalışmıştır. Bu sırada Sir Vade Yakub Han Töre ile Çin Londra büyükelçisi arasında bir yemek ayarlayarak bir anlaşma ortamı oluşturmaya çaba gösteriyordu. Kuo-Ta-Cen ile bir araya gelen Yakub Han Töre istediği neticeyi alamadı.[12] Yakub Han Töre’nin bu çabaları hanlığın “mekik diplomasisi” olarak değerlendirilebilir. İngiliz hükûmetinin Kaşgar Hanlığı için Çin yönetimi ile arasını açmak istemeyeceği görüşü Yakub Han Töre’de hâkim olduğunda Çin ordusu Doğu Türkistan sınırlarına dayanmıştı.

Yakub Han’ın Ölümü ve Kaşgar Hanlığı’nın Ortadan Kaldırılışı

General Tsou ordusu için gerekli eksikleri giderdikten sonra diplomatik desteği de arkasına alarak Doğu Türkistan sınırlarına dayandı. Önünden kaçan ve Kumul’a gelerek Yakub Han’a sığınan Dungan asilerini istedi. Yakub Han idaresindeki Dunganlar Urumçi’de Çin ordusu ile karşı karşıya gelip savaşınca, General Kaşgar Hanlığına savaş ilan ederek 1876 yılında Urumçi’yi işgal etti. Çin ordusu hem nitelik hem de nicelik bakımından Kaşgar ordusundan üstündü. Buna rağmen Yakub Han Davaçing bölgesinde bu orduyu karşıladı. Kurupatkin bu savaşı ve sonrasında yaşananları şu şekilde anlatmaktadır: “O yılın kışında, Yakub Bey’in ordusu eksiklerini tamamlamak için hiçbir şey yapmadı. Ordudan kaçanlar gittikçe çoğalırken, askerlerin savaşma isteği de gittikçe azalmaya başlamıştı. Ordudan kaçanların içerisinde öyle ki Yakub Beyin her zaman güvendiği insanlar (yakınları) da vardı. Meselâ, ilk kaçanların arasında Çinlilerin zamanında Kelpin’in Hâkimi olan, sonradan ise Yakub Bey döneminde Aksu’da Yüzbaşı olan Sıdık Bey ile yine Çinlilerin zamanında Aksu’ya Yarbaşı, hem de Cam ve başka yerlere Mirap (sulama işlerinden sorumlu kimse) olan Bahşi Mirap Bey de vardı. Bu iki kişi Turfan üzerinden Çinlilerin tarafına geçmişlerdi. Onlar Çinli askerlerin başkomutanı olan Şui Şu-gong’un sıcak karşılamasına mazhar oldular (eriştiler). Sonra Şui Şu-gong, Sıdık Bey’i Kaşgar’a; BahşiMirap Bey’i de Yarkent’ehâkim tayin etti. Bu iki adamın etkisiyle, 1877 başında Yakub Bey’in Hazine Beyi Huşur Ahun Hitay adlı kişi hazinedeki altın-gümüşlerin hepsi ile 41 askeri alıp Çinlilerin tarafına kaçtı. Bunun hemen arkasından Kuçar ve Kaşgar hâkimlerinin kardeşleri, Yakub Han’ın kardeşi yani Yakub Bey tarafından İstanbul’a gönderilen elçi ve şimdi Taşkent’te yaşayan Emir Han gibi pek çok sayıdaki insan kendini Çinlilerin kucağına attı.[13]

Urumçi ve Aksu’dan sonra Manas’ın da Çinliler tarafından alınması Yakub Han’ı yeni tedbirler almaya yöneltti. Hekim Han Töre’yi Turfan’a, küçük oğlu Beg Kulu Bey’i de Tahtasun’a gönderip kendisi de Korla’ya doğru ilerledi. Buralarda sağlam mevziler kurduktan sonra General Tsou’ya mektup göndererek savaşmak istemediğini, eğer savaşmak zorunda kalırsa topyekûn bir mücadeleye girişeceğini ifade etti. General bu teklifi başta kabul etse de daha sonra kendi tarafına geçen Kaşgarlı yöneticilerin telkinleri ile bu karardan vazgeçmiştir. Hoten Valisi Niyaz Bey ile Yakub Han arasında uzun süredir bir gerginlik hâkimdi. Yakub Han Niyaz Bey’e güvenmiyordu. Niyaz Bey Yakub Han’a karşı bir suikast tertip etmiştir. 28 Nisan 1877 tarihinde Yakub Han’ı zehirlemek suretiyle öldürtmüştür.[14]

Kuropatkin ise Yakub Han’ın ölümünü farklı anlatmaktadır. Kaşgarya adlı eserinde Yakub Han’ın kâtibi Kemal’in yaptığı bir yanlışa çok kızdığını bundan dolayı onu öldürdüğünü anlatır. Hemen sonrasında öfkesine hâkim olamayan Han, hazineden sorumlu Sabir Ahun Bey’i dövmeye başlamıştır. Bunun üzerine Sabir Ahun bir vuruşla Yakub Han’ı bayıltıştır. Uzun süre baygın kalan Yakub Han ertesi gün 29 Mayıs 1877 vefat etmiştir.[15]

Beg Kulu Beg tarafından babasının cenazesi Korla’dan alındı ve Kaşgar’a doğru yola çıkıldı. Zira Yakup Han Apak Hoca mezarlığına defnedilmek istemişti. Lakin onun Kaşgar’a gelişini istemiyorlardı. Hekim Han Töre etrafında toplanarak onu Han ilan ettiler. Yakup Han’ın naaşı Aksu’da bekletilmeye başlandı. Buradan Hak kulu Beg tarafından alınan naaş nihayetinde Apak Hoca mezarlığına defnedilmiştir.

Yakub Han’ın vefatı bir anda hem Türkistan coğrafyasında hem de dünya basınında şok etkisi yapmıştır. İngiltere, Rusya ve Osmanlı ile bir denge siyaseti yürüterek egemen güçlerin Orta Asya’daki tüm faaliyetlerini sekteye uğratan böylesi bir devlet adamının vefatı geniş bir yankı uyandırdı. Western Daily Press Yakub Han’ın hastalıktan dolayı öldüğünü Berlin muhabiri aracılığı ile duyurdu.[16] 30 Temmuz 1877 Vakit gazetesi Beerlin gazetesi kaynaklı aynı haberi verdi.[17] Yakub Bey’in ölümü ile ilgili olarak Musa Sayrami Tarih-i Hamidi adlı eserinde zehirlenmiş olduğunu yemekten sonraki durumunu anlatarak kesin olarak ifade eder: “Birden yorulup nefes nefese kaldığında hizmetkârlarına kendisine soğuk çay getirmelerini söyledi. Getirilen çayı içer içmez yere düştü ve vücudu katılaştı. Rengi değişti ve her bir yeri çatlamaya başladı”[18]Kuropatkin ise zehirlenme hadisesine sıcak bakmayarak Yakub Bey’in eceliyle öldüğünü söylemektedir.

Kuropatkin, Zaman Han’ın kendisine Yakub Han ile ilgili yazdığı mektupta onun çevresindeki insanlar tarafından ne şekilde anlaşıldığını ifade etmektedir. Zaman Han mektubunda: “Merhum Yakub Bey çok akıllı ve güç-kuvvet dolu bir adamdı. Onun hafızası insanları çok şaşırtıyordu. O hem hilekâr hem yalancı olduğu için, içindekini kolayca bilmek mümkün değildi. O kendine aşırı güvenen, tekebbürlü olduğundan başkalarının fikrine pek saygı göstermezdi. O, bir asker sıfatıyla son zamanlarda kendinin çok kabiliyetsiz olduğunu belli etti. O hatunlarının çokluğuyla İran Şahı Fatali’yi de geride bırakıyordu. Onun şahsi hayatı çok sade ve basitti, hiç de müşkülpesentlik yapmıyordu. Vara-yoğa şükür ve kanaat etmeyi biliyordu. Bazı zamanlarda herkese çok sevecenlik ve mütevazılilikle davranıyordu. Tüm dini faaliyet ve kaideleri ciddi bir şekilde yerine getiriyordu. O 24 saat içerisinde sadece dört saat dinleniyordu, başka zamanlarda çok meşguldü. Onun bütün divanı 3 kâtipten oluşuyordu. Yakub tahsil-terbiye görmemiş, bilim seviyesi düşük adamdı, ama bilmeyenler onu bilgili, tahsilli ve terbiyeli olarak düşünüyorlardı. Çünkü münakaşalarda galip gelmek ve kendi fikir-düşüncelerini anlatmak için, Kuran-ı Kerim’den kendisinin hoşuna giden bazı ayetleri ve Fars şairlerinin şiirlerinden örnekler veriyordu. O Farsçayı çok iyi konuşuyordu. Verilecek emirler onun talimatına göre yazılıyordu. Sunulan malumatlar da onun tasdikinden geçtikten sonra geri veriliyordu. Yakub Bey Rusya’dan veya başka devletlerden gelen mektupları kopyalarıyla beraber kendisinde saklıyordu.”[19]

Ancak Yakub Han’ı tanıyan İngiliz araştırmacılar ise onun hiç de böyle bir kişiliğe sahip olmadığını, aksine halktan vergi almayan, adil, dindar ve cesur bir hükümdar olarak anlatmışlardır. Özellikle Forsyht ondan bahsederken “Çinlilerin bıraktığı harabe üzerine muazzam bir devlet kurmuştu” ifadelerini kullanmıştır.[20]

Yakub Han’ın ölümünden sonra oğulları hanlığın başına geçmek için mücadele başlatmışlardı. Büyük oğlu Hak Kulu Bey kendisini han ilan ederek tahta oturdu. Basiret gazetesinin 9 Eylül 1877 tarihli sayısında da “bil irade-i hazret-i padişahi veli ahd nasp ve tayin buyurulan” Beg Kuli Beg’in hanlığın başına geçtiği söylenmektedir.[21] Buradan Osmanlı Devleti’nin Kaşgar’da vali olarak görev yapan Yakub Han’ın küçük oğlunu desteklediğini anlamaktayız. Yine hemen bu tarihlerde Niyaz Hoca Hoten şehrine kaçarak burada beyliğini ilan ederken Hekim Han Töre ise kendisini han ilan etti.[22] Beg Kuli Beg taht mücadelesinde üstün durumdaydı ve kısa sürede asi durumuna gelen şehir yöneticilerini tekrar egemenliğine almak için Kaşgar’dan çıkarak Korla üzerine yürüdü. Korla’da düzeni sağladıktan sonra Kuça üzerine yürüse de hemen ardından General Tsou Korla’yı kuşatarak aldı. Beg Kulı Beg kendisinden sonra Kaşgar’a gelen ağabeyi Hak Kuli Beg ile savaştı. Bu savaşta her iki tarafın da kayıpları büyük olmasına rağmen Hak Kuli Beg ağabeyi Beg Kuli Beg’i öldürerek hanlığın başına geçti. 18 Ekim tarihinde Beg Kuli Hoten üzerine yürüyerek burayı yeniden ele geçirdi. Hiç vakit kaybetmeden Aksu üzerine yürüyerek burada da bozulan düzeni tesis etme niyetindeydi. Ancak General Tsou öncülüğündeki Çin ordusu Kaşgar’ı kuşatmıştı. Kaşgar’da Çin ordusunu karşılayan Beg Kuli savaş meydanını terk ederek Fergana’ya kaçmak zorunda kaldı. Taşkent yakınlarında da öldü. 16 Aralık 1877 tarihinde, Yakub Han’ın vefatından yedi ay sonra Çin ordusu Kaşgar’a girerek Kaşgar Hanlığı’na son vermiştir.[23] Çin ordusu Kaşgar’a girdikten sonra General Tsou’nun ilk icraatı ise Yakub Bey’in mezarını açtırarak naşını yargılatmak ve başını kestirmek olmuştur.[24]


[1]     Wen Djang-Chu, The Moslem Rebellion in Northwest Chine 1862-1878, ed. Karl Jahn – John R. Krueger, Central Asiatic Studies, Paris: The Hague, 1966, s. 136-159.

[2]     Wen Djang-Chu, age, s. 4.

[3]     Wen Djang-Chu, a.g.e, s. 4.

[4]     Çin Tarihi içerisinde önemli bir yer tutan ve Mançu Hanedanlığına sadakati ile ön plana çıkan General Tsou-Tsung-t’ang 10 Kasım 1812 tarihinde Çin’in Hunan eyaletine bağlı Hsiang-Yin kasabasında doğdu. Genç yaşında elde ettiği askeri başarılar ona ordu içerisinde hızlı bir yükselme fırsatı oluşturdu. Özellikle Çin’de yaşayan Müslümanların çıkardığı ayaklanmaların bastırılmasında etkin rol oynadı. Doğu Türkistan’da Kaşgar merkezli ortaya çıkan Yakub Han idaresindeki Kaşgar Hanlığı’nı ortadan kaldırarak bölgenin Çin işgali altına alınmasını sağlayan en önemli asker de o idi (Bkz, W.L Bales, Tso Tsungt’ang: Soldier and Statesman of Old China, Shanghai, 1937).

[5]     Veli Uçmaz, Kaşgar Devleti ve Osmanlı Devleti ile İlişkileri, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih (Genel Türk Tarihi) Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 1995, s. 60.

[6]     Wen Djang-Chu, a.g.e, s. 90.

[7]     Tsou-Tsung-t’ang, Tso Wen-Hsiang Kung Chia Shu 1888-1897 (FamilyLetters of TsoTsung-t’ang), ed. Wen Hai, Taipei Reproduction, 1972, s. 91; Wen Djang-Chu, age, s. 95.

[8]     Mehmet Saray, a.g.e, s. 186.

[9]     E. Schuyler, Turkistan: Notes of a Journey in Russian Turkistan, Khokand, Bukhara, and Kuldja, II, New York: Scrıbner, Armstrong, 1876, s. 325.

[10]    Mehmet Saray, a.g.e, s. 188.

[11]    Martin Ewans, Securing the Indian Frontier in Central Asia, Central Asian Studies, Routletge Press, Londra 2010, s. 51.

[12]    Baymirza Hayit, Türkistan Devletlerinin Milli Mücadele Tarihi, Ankara, Türk Tarih Kurumu, 2004, s. 146.

[13]    Paizula Wusiman, A. N Kuropatkin ve Onun Kaşgarya adlı Eseri, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2008, s.177.

[14]    Feyzullah Uygur, a.g.t, s.187

[15]    Paızula Wusiman, a.g.t, s.242

[16]    Western Daily Press, Wednesday 18 July 1877, sayı 834.

[17]    Vakit, sayı 632, (18 Temmuz 1293),s. 4.

[18]    Yelda Demirağ, a.g.m, s. 237. Ayrıntılar için bkz. Musa Sayrami, Tarih-i Hamidi, s. 57.

[19]    Paizula Wusiman, a.g.t, s. 242.

[20]    Baymirza Hayit, a.g.e, s. 148.

[21]    Basiret Gazetesi, sayı 2196.

[22]    Baymirza Hayit Türkistan Devletleri’nin milli mücadele tarihi adlı eserinde Yakub Han’ın oğullarından bahsederken Bek Kulu Beg için büyük oğlan, Hak Kulu Beg içinse küçük oğlan demektedir. Ancak Osmanlı mecmualarına yansıdığı kadarı ile bu durum tam tersi bir durumdadır (Bkz, Basiret Gazetesi, sayı 2196; M. E. Buğra, Şarki Türkistan Tarihi, s. 464).

[23]    Baymirza Hayit, age, s. 147.

[24]   Rızaeddin b. Fahreddin, “Meşhur Adamlar Ve Uluğ Hadiseler: Yakub Bek”,Şûrâ (Orenburg), no.1 (1 Yanvar 1913), s. 1-3

İçerik Sahibi
Diğer İçerikleri: Serhat Doğan

Usturlab’ın Serüveni

13. Yy İslam dünyası tüm değerleri ile insanlık...
Devamını gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir