Şuûbiyye, Firdevsi ve Şehname’ye Dair

Şuûbiyye, Firdevsi ve Şehname’ye Dair

Türkler Müslümanlığı Araplardan daha ziyade Farslardan görüp tanıdılar. Bu yüzden Türkçedeki birçok dini terim Arapça değil Farsçadır. Namaz, oruç, abdest gibi. İslam medeniyetine girerken Arapçadan daha çok Farsça ve Fars kültürüyle temas eden Türklerin İslam sonrası kültürlerinde Farsların ve Fars kültürünün uzun soluklu etkisi oluştu. Öyle ki uzun zamanlar boyunca Türk aydınlarının birinci dili Farsça oldu. Türkler hala da Güney Azerbaycan’da ve Güney Türkistan’da Fars etkisinden tam olarak kurtulmuş değillerdir.

Tarih boyunca Türk ülkelerinin mektep ve medreselerinde Sadi ve Hafiz gibi Fars ediplerinin eserleri yanı sıra Firdevsi’nin Şehname’si de başyapıt olarak okutulmuştur. Bilhassa Şehname o kadar etkili olmuştur ki sözlü gelenek bile bu eserin anlatılarıyla dolup taşmıştır. Bu eser yüzünden Turan hükümdarı Alper Tunga’nın rakipleri Zal ve oğlu Rüstem kahramanlık timsalleri olarak anlatılırken Alper Tunga belleklerde bir satırlık bile yer bulamamıştır.

Eğitimli kesim bu şairlerin düşüncesi ile terbiye edilmiş ve onların fikirlerinin etkisi altında kalmıştır. Türk ülkelerinin mektep ve medreselerinde okutulan ders kitaplarında Şehname’ye büyük yer verilmiş, bazı bölümleri tercüme edilerek öğrencilere ezberletilmiştir. Farsların ana kitabı olarak bilinen Şehname’nin yazarı söz konusu ders kitaplarında aşırı derecede övülürken Türkler hakkındaki aşağılayıcı ifadeler ve fikirler görmezden gelinmiştir. Firdevsi’nin anlattığı hikâyeler klasik edebiyatımıza şekil veren mitolojinin de omurgasını oluşturmuştur. Bu eser belleğimizdeki mitolojik metinlerin silinip yerine Fars mitlerinin doldurulmasına sebep olurken bir yandan da İran’ı asırlardır yöneten hanedanlarımızın da Farslaşmasında itici güç olmuştur.

Şehname’nin yazılışına dair kaynaklar bir öykü anlatırlar. Türk hükümdarı Gazneli Mahmut’u itibarsız biri gibi gösteren bu öykü şöyledir: Sultan Mahmut, Firdevsi’ye Şehname’yi sipariş eder. Eserin her mısraı için bir altın vermeyi vaat eder. Eser bittiğinde sözünde durmamış söz verdiği altınların sayısınca gümüş akçe ile ödeme yapmıştır. Şuûbiyye hareketi kibirli şairi Firdevsi kendisine bu gümüş akçeler getirildiğinde hamamdadır. Sultan tarafından aşağılandığını düşünen Firdevsi, getirilen paranın bir kısmını hamamcıya, bir kısmını içtiği bir kâse şerbete, diğer bölümünü getiren kişiye hediye etmiş ve Herat’a kaçmıştır.

Hikâye bununla bitmez. Yine anlatılara göre Sultan Mahmut daha sonra yaptığı bu işten pişman olur ve vaat ettiği altınları birçok hediyelerle birlikte Firdevsi’ye gönderir. Fakat altın yüklü deve kervanı şehrin kapısından girerken şehir halkı Firdevsi’nin cenazesini gömmek üzere şehrin bir diğer kapısından çıkmaktadır. Firdevsi’nin kızı da babası gibi gururludur, gönderilen parayı almaya tenezzül etmez.

Baştan sona bütün İran’ı, Afganistan’ı ve Pakistan’ı hakimiyeti altına alan Sultan Mahmut, adaleti, ihlası, sanatkarı ve âlimleri korumasıyla meşhur bir padişah olmasına rağmen Şuûbiyye hareketi için Fars olmadığı için aşağılanması ve itibarsızlaştırılması gereken biridir. Öykü her ayrıntısıyla bize bunun ipuçlarını vermektedir. Oysa Gazneli Mahmut – Firdevsi meselesi, Farsların anlattığından farklı ayrıntılar içermektedir. Bu ayrıntıları konuşmak için önce Şuûbiyye hareketini tanımak gerekmektedir:

Sözlükte “topluluk, cemaat, halk ve millet” anlamına gelen şa‘bın çoğulu şuûbdan türeyen şuûbiyye terim olarak İslâm’ı kabul eden Farsların Araplardan üstün olduğunu savunan milliyetçilik akımını ifade eder. Bu düşünceyi benimseyenlere şuûbî denilir. Farsların, Arap hâkimiyetine ve onların kendilerini mevali (azat edilmiş köle, Arap olmayan) Müslümanlardan üstün görme sapkınlığına karşı geliştirilen şuûbiyye hareketi Abbasi yönetiminde Türklerin etkisinin artması ve sonraki dönemde İran’daki siyasi hâkimiyetin Türklere geçmesiyle hakaret oklarını Türkçeye ve Türk halkına çevirdi. 10. Yüzyıldan sonra şuûbiyye, Türk milletini hakir görme ve gösterme hareketine de dönüştü.

Hz. Peygamber hem fiilî uygulamalarıyla hem de Vedâ hutbesinde Arapların Arap olmayanlara, Arap olmayanların Araplara hiçbir üstünlüğünün bulunmadığını ilân etmek suretiyle Câhiliye Araplarındaki ırkî üstünlük düşüncesinin izlerini silmek için büyük gayret göstermiştir. Lakin gerçekleşen fetihler sonucunda başta Farslar olmak üzere farklı kültür ve inanca sahip milletler Müslüman Arapların hâkimiyeti altına girdi ve büyük bir kısmı Müslümanlığı benimsedi. Zamanla Araplar arasında kendilerini diğer milletlerden üstün görme düşüncesi ortaya çıktı. Arap ırkçılığının tesirindeki çevrelerde mevâlîyi hakir görme düşüncesi kökleşmiş bulunuyordu. Arapların bu yaklaşımı özellikle İran asıllı mevâlînin asabiyet duygularını harekete geçirdi, onların geçmişten beri Araplar hakkında besledikleri husumeti daha güçlü bir hale getirdi.

Erken dönemden itibaren Emevî yönetiminin aleyhine dönen ve halifeliğin Hz. Ali evlâdının hakkı olduğu inancını benimseyen Fars asıllı Müslümanlar, Sekafî’nin isyanından itibaren Hz. Ali evlâdı adına başlatılan isyanların en önemli güç kaynağı oldular. Çeşitli isyanlara katıldılar. Emevîlerin adaletsiz yönetimi zulme varan uygulamaları Farsların milliyetçilik duygularını tahrik etti. Emevîleri yıkıp Araplarla eşit haklara sahip olmak amacıyla Horasan’da Hâris b. Süreyc isyanına yoğun destek verdiler. Zeyd b. Ali’nin Kûfe’de çıkardığı isyana katıldılar ve Emevîleri ortadan kaldıran Abbâsî ihtilâl hareketine damgalarını vurdular.

Bu kanlı mücadelelerin ardından zaten kendi medeniyetlerini ve devlet geleneklerini Araplardan üstün sayan Farslar, kendilerinin Araplardan daha üstün olduğu düşüncesi (Şuûbiyye) ortaya çıktı. Emevîler’in son yıllarında görülmeye başladığı kabul edilen Şuûbiyye’nin ilk faaliyeti olarak İranlı şair Yesâr’ın halifenin huzurunda kendi kavmi Farsların şan ve şöhretlerini dile getiren bir kaside okuması gösterilir.

Bir tepki hareketi şeklinde ortaya çıkan Şuûbiyye başlangıçta Araplar dışındaki milletlerin Araplarla eşitliği fikrini savunuyordu. Şuûbiyye’nin siyasî, fikrî ve edebî bir hareket şeklinde kurumsallaşması, başta İranlı unsurlar olmak üzere mevâlînin devlet yönetiminde etkinlik kazandığı Abbâsîler zamanında gerçekleşti. Şuûbiyye mensupları o zamana kadar savundukları adalet ve eşitlik prensiplerini bir tarafa bırakmak suretiyle diğer milletlerin Araplardan üstün olduğunu ileri sürdüler. Bu hareket giderek Araplara her türlü olumsuz sıfatı yakıştıran, Arap ırkını dünya kavimlerinin en adisi sayan bir fırka haline geldi. Bunun bir neticesi olarak Arapları kötülerken İslâmiyet’e saldırmaktan çekinmeyen çok mutaassıp kimseler ortaya çıktı.

Abbâsîlerin ilk asrı, Araplar ve taraftarları ile Şuûbiyye mensupları arasında her alanda şiddetli mücadelelere sahne oldu. Gittikçe güçlenen Şuûbiyye hareketi Me’mûn ve Mu‘tasım-Billâh devirlerinde her yönüyle zirveye ulaştı. Şuûbiyye hareketi her ne kadar Farslar tarafından geliştirilmiş olsa da Suriye, Mısır, Kuzey Afrika ve Endülüs’te de kendini gösterdi. Hareketin kuvvet kazandığı yerler özellikle Irak, Horasan ve Endülüs’tür. Lakin bu akımın esas gücünü Araplarla ilk hesaplaşmaya giren Fars asıllı şair ve edipler teşkil ettiler. Bunların söz, şiir ve yazılarıyla Şuûbî edebiyat diye isimlendirilebilecek bir kültür birikimi meydana geldi. Daha sonra bu akıma ilim adamları da katıldılar. Bu şairler ve müellifler, gerek şiirlerinde gerekse eserlerinde kendi etnik kökenlerini övmelerinin yanı sıra Arapların soy ve davranış kusurlarını da dile getirdiler ve ağır bir dille hicvettiler.

Ebû Ubeyde Ma‘mer b. Müsennâ, Arapların kusurlarına ve neseplerine dair yazdığı eserlerle Şuûbiyye hareketinin Araplara yönelttiği eleştiriler için bilimsel doküman ve malzeme hazırladı. Hareketin mensupları Arap olmayan milletlerin tarihlerindeki parlak olay ve kişilerden yola çıkarak Araplara karşı övünme yarışına giriştiler. Bu amaçla etnik bakımdan tamamı Araplar dışındaki milletlerden çıkan nemrutları, kisrâları, kayserleri, Hint hükümdarlarını Araplara karşı övünme sebebi olarak gördüler. Hûd, Sâlih, İsmâil ve Hz. Muhammed dışındaki peygamberlerin Arap asıllı olmadığını iddia ederek Araplarla nübüvvet konusunda da rekabete girdiler. Farslar kendilerinin köklü bir medeniyete sahip olduklarını, Arapların medeniyetten yoksun, aç ve sefil durumda derin bir vahşet içinde yaşayan kabileler halinde bulunduğunu, o dönemde övünebilecek tek şeylerinin şiir olmasına karşılık felsefe, astronomi, ipek işçiliği gibi bilim ve sanatların, çeşitli oyunların ve birçok icadın insanlığa Arap olmayanlar tarafından kazandırıldığını söylediler.

Nihayet Şuûbiyye mensuplarının Arapları kötülemek için yazdıkları eserlere (mesâlib) karşı Araplar arasında ciddi tepkiler meydana geldi. Şuûbîler’e cevap niteliğinde şiirler yazıldı ve eserler kaleme alındı. Arap şair ve âlimleri de Arapçılık savunması yapmaya başladılar.

Şüubiye, edebiyat alanında Sasani öncesi Fars tarihine ait nazım ve nesir ürünleri, masalları, hikmetleri, atasözlerini toplamak suretiyle Arap ırkçılığına karşı Fars kimliğini koruma hareketidir. Bu hareketin derleyip, düzenleyip hatta yeniden yazdırarak hayat verdiği destanlar Arapların önemli şahsiyetlerini, kabilelerini acımasız bir hiciv dalgasıyla sarsmış, Acem (Fars) kültürünün üstünlüğünü Araplara göstermeyi amaçlamıştır.

Şüubiye, tarihi olay ve anlatılarla İran’ın kadim tarihini, bu tarihin şahsiyetlerini bilhassa Sasani hanedanını üstün göstererek İslam ve islam öncesi Arap tarihi tahrif edilmiştir.

Şüubiye, tefsir alanında: Kur’an’ın bazı ayetlerinin çarpıtarak yorumlamış, Kuran’daki bazı kelimelerin kökeni irdelenerek Farsça ve Fars kültürü lehine çarımlar yapılmış, Kuran’daki tarihi kıssalar eski İran esatirlerine uyarlanmıştır. Bu hususta Zülkarneyn’in, Ahamenişlerin Kuruş’u olduğunun tefsir kitaplarına sokulması gibi birçok yorumu örneklemek mümkündür. .

Şüubiye, hadis ve kelam alanında: İslamiyet’i tahrif ve tahkir etmek için Peygamber’in, imamların ve Müslümanlarca saygın kişilerin adına sözler uydurmuştur.  Farsların diğer Müslüman toplumlardan hatta  Araplardan üstün olduğunu belleklere yüklemek için metinler ve belgeler icat edilmiştir. Eski Fars inançlarını İslam’a karıştırmak amacıyla rivayetlerin uydurulmuş, tevhit inancı bulanıklaştırılarak Avesta kaynaklı bazı algılar yaygınlaştırılmış, başlangıçta Arap kökenli bir mezhep olan Şiilik Farslılaştırılmış, Ehl-i Beyt imamlarının görüşleri ve hayat hikâyeleri çarpıtılmış,  yeni kelam okulları ve Fars dilli Şii gruplar oluşturulmuştur.

Şüubiye, fıkıh alanında: Arapların, Farslar üzerindeki hukuki baskısını azaltmak için çabalamıştır. Bilhassa Farsçanın Arapçaya karşı varlığının muhafazası için çeşitli hükümler geliştirilmiştir.  

Şüubiye, ilim alanında: bilhassa eski Fars inanışlarının İslam tasavvufuna karıştırmaya uğraşmış, İran kültürüne ait birçok husus tasavvuf aracılığıyla İslam kültürüne katılmıştır.

Şüubiye, siyaset alanında da etkin olmuştur. Hareketin temsilcileri imamların yanında yer almaya çalışmışlardır. Böylece onların hakkında hadis ve rivayetler uydurarak Şii kitleler arasında yaymışlardır. Şüubiyenin temsilcileri, İslam imamlarının arasına tefrika sokarak, onları parçalamaya çalışmışlardır; “Güluv” [aşırılık] çizgisini savunan grupları güçlendirmişlerdir. İmamların gıybeti döneminde, Şüubiye, etkinliğini daha da genişletmiş, İslami törenlere kadim İran kurallarını sokmuş, son Sasani hükümdarı III. Yezdgerd’in kızının Hz. Hüseyin’le izdivacına siyasi anlam yüklemeye çalışmış, İslam içinde Şii mezhebini yaygınlaştırarak Farslara ait hale getirmiştir.

Şimdi dönelim Şehname ve Firdevsi’ye:

Şehname, Şüubiyenin en büyük eseri olarak kabul edilebilir. Şehname’den önce eski İran’ın rivayet ve destanları üzerinde ayrı ayrı zamanlarda toplam altı kişi çalışmıştır. Bunların kimlikleri bilinmektedir: Mesudi Mervezi, Ebu-Mensur İbn-i Ebdülrezzak Tusi, Ebülmüeyyid Belhî, Ebu-Ali Muhammed bin Ahmed el-Belhî, Ebu-Mansur Muhammed bin Ahmed Dekiki Belhî ve nihayet, Firdevsi. Şair Dekiki’yi kölesi öldürdükten sonra Şüubiyenin Şehname projesi yarım kalmış, bu işi devam ettirebilecek şairler arasından Firdevsi seçilmiştir. Şüubiye, Dekiki’nin 1000 beyitlik şiiri ile birlikte tüm nesir materyallerini Firdevsi’ye vermiş, Firdevsi’ye yüksek maaş bağlanarak Şehname’yi yazmakla görevlendirilmiştir. Zamanla eserin yazımına destek verenler arasına bazı hükümet adamları da eklenmiştir. Bu destek sayesinde Firdevsi sadece ona verilen destan ve rivayet metinlerini nazma çekmekle meşgul olmuştur. Şüubiye hareketi Şehname’nin yazılması esnasında Asya’nın bütün kadım esatirini Farslaştırmış ve esere ekletmiştir.

Şüubiye’nin Şehname projesi üzerindeki çalışmaların devam ettiği bir dönemde Gazne Sultanı Sebüktegin’in oğlu Mahmut, Horasan’daki orduların komutanı idi. Babasının ölümünden sonra Gazneliler İmparatorluğu’nun hükümdarı olan Sultan Mahmut, devletin topraklarını genişletmiş, on yedi defa Hindistan’a sefer etmiş, oraların İslam’ı kabul etmesini sağlamıştı. Sultan Mahmut aynı zamanda Müslüman toplumlarda bilim, kültür ve edebiyatı desteklemesiyle ün kazanmıştır. Kaynaklar, onun sarayında 400 şair olduğunu söylerler. Bu rakam abartı olsa da, Sultan Mahmut’un edebiyat sevdalısı bir hükümdar olduğu hakkında kaynaklarda birçok kayıt vardır.

Şimdi en önemli soru şudur: Edebiyatın hamisi olarak ün yapmış bir hükümdar olan Gazneli Mahmut ile Şehname yazarı Firdevsi arasında anlaşmazlık olması nedendir yahut bu anlaşmazlığın gerçek sebebi nedir? Sultan Mahmut Horasan’da etkin olan Şüubiye’nin kökünü kurutmuştur. Dağılan ve yer altına çekilen Şüubiye’nin destek ve yardımlarından mahrum kalan Firdevsi, Sultan Mahmut’a bir methiye yazarak maddi yardım için saraya başvurmuştur. Sultan Mahmut, Şehname’nin yazılmasının arkasındaki destekçilerin varlığı hakkında bilgi sahibidir. Dahası samimi bir Müslüman olan Sultan Mahmut, mücadele ettiği Şüubiye’nin görüşlerini içeren bu esere ve şairine yardımdan imtina etmiş ve Firdevsi, saraydan eli boş dönmüştür. Bu sonucun oluşmasında Firdevsi’nin eserinde İran-Turan mücadelesini naklederken fars ırkçılığı yapmasının ve Turanlılar hakir görmesinin önemli bir etken olduğu düşünülebilir. Bundan sonra Firdevsi, Sultan Mahmut’a hiciv yazar ve bu olayla ilgili pek çok asılsız efsane uydurarak Herat’a kaçar.

Arapların diğer Müslüman topluluklarının dillerini ve kültürlerini önemsemeyen davranışları ve “Cennet dili Arapçadır” gibi sıhhati şüpheli hadislerine karşı “Melekler de Farsça konuşur” çıkışını hadis uydurması olarak kaynaklara yerleştiren Şüubiye’nin Şehnamedeki birçok görüşün gerçek sahibi olduğu tartışmasız bir gerçektir. Güçlü bir şair olan ve Farsçanın şiir gücünü çok etkili kullanan Firdevsi, eserinde Asya’nın kadim topluluklarıyla ve onların inançlarıyla alay ederek Fars dili ve kültürüne geniş bir hâkimiyet alanı oluşturmuştur.

Sultan Mahmut-Firdevsi konusunu yeniden düşünmek gerekmektedir. Bilhassa Güney Azerbaycan Türklerinin Fars kültürünün kıskacından kurtulmaları için buna ihtiyaç vardır. Rudeki, Ünsüri ve Üsendi hatta Firdevsi gibi Fars şairlerinin Gazneliler zamanında yetiştiğini ve Sultan Mahmut’un sarayından itibar gördükleri bir gerçektir. Bu durum Sultan Mahmut’un Farslara ve Fars kültürüne düşman olmadığının en önemli göstergesidir. Ancak, Şüubiye’nin en güçlü şairi olan Firdevsi, vahdet ve birlik yerine milli ihtilafları ve etnik kinleri tetiklemiştir. İşte bu yüzden, “katı bir ırk taassupçusu” olan Şüubiye’ye karşı yürüttüğü mücadele nedeniyle Sultan Mahmut, Fars ırkçıları tarafından uydurma rivayetlerle itibarsızlaştırılmak istenmiştir.

Nitekim İran’da iktidar olan ve “İslam devrimi” diye adlandırılan idare monarşiyi hatırlatan birçok şeyi sökülüp atmasına rağmen Şehname yazarı Firdevsi’nin Tahran’daki heykeline asla dokunmamıştır. Firdevsi’nin heykeli dikili bulunduğu meydandan Türklere ve Araplara tepeden bakıp gülüyor hala.

Pers tarihi ve varlığı hakkında abartılı yalanlarla, Türk ve Arap düşmanlığı ile dolu olan bu esere destek vermediği için, bin yıl geçtikten sonra bile, hala Sultan Mahmut’a iftira atmak anlamsız bir iştir. Hele de Türk ülkelerinde Firdevsi’nin gerçek yüzünü görmeden onun anlattığı hikâyelere hala tarihi hakikat muamelesi yapmak milli kimliğimiz açısından da tehlikeli bir durumdur.

İçerik Sahibi
Diğer İçerikleri: Talat Ülker

Baudelaire / Albatros

Çeviri: Vasfi Mahir Kocatürk Albatros, Güney Okyanus’ta yaşayan...
Devamını gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir