KAFA KAĞIDI

Zehra İlhan


Yaşamımız, bizi biz yapan değerlerimiz, içimizde tuttuklarımız gelip cümlenin kapısına dayanınca artık onları “kelimenin sırtına vurmaktan başka yapacak bir şey yoktur.” Necip Fazıl da bu kitabında kendi hayatını anlatmış. Bütün bunlar düşünüldüğünde “Kafa Kağıdı” ismi ne kadar da yakışıyor kitaba. Hani eskilerimizin nüfus cüzdanı kelimesinin yerine kullandıkları Kafa Kağıdı ismi.

Necip Fazıl çok yaramazmış küçükken hatta daha o zamandan çok meraklı. Ben de kendi çocukluğumu düşündüm bu kitabı okurken. Böyle bir çocuk olmamışım hiç. Usluymuşum. Keşke yaramaz olsaymışım…

Yazarları bizden ayıran ya da onları yazmaya iten sebepler mutlaka vardır. Mesela bu küçük yaşlarda başlayan bir edebiyat zevki olabilir. Necip Fazıl da sürekli hikayelerin anlatıldığı bir ortamda büyümüş. Babasına uzak ve ona uzak olduğu kadar annesine düşkün biri olarak yaşamış. Bunları okurken Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun çocukluğu ile Necip Fazıl’ınkinin  ne kadar benzediğini fark ettim. O da hikayelerin anlatıldığı bir evde büyümüş. Babasına uzak, annesine düşkün, çok da yaramaz. Fakat ikisinin de düşünceleri apayrı.

Bazen öyle zamanlar olur ki artık düşünmekten kafayı yiyeceğimizi düşünürüz. Belki içine düştüğümüz bir durum o an bizi başka düşüncelerin kollarına atar. Çaresizce ona da atılır biraz da o düşüncenin rüzgarıyla bir yerlere gideriz. Sonra artık bir son vermek gerek diye düşününce belki biraz da olsun kurtuluruz o anın verdiklerinden. Necip Fazıl da madde ötesi şeyleri merak etmeye, düşünmeye başladığı zaman birçok kez kafayı yiyeceğini düşünmüş. Peki nedir bizi bu hallerden kurtaran? Bir güç, ilahi bir güç, her an bizi duyan, kalbimize bizden de yakın olan Rahman değil de nedir bu güç? Onu yazmaya iten o kadar çok şey varmış yani. Hatta kendi yaşadığı ortam bile başlı başına bir hikaye. Annesi, kendi içine kapalı bir kutu. Kim bilir açsak neler çıkacak? Anneannesi, kalbine güzellikler doldurmuş merhametli bir insan. Baba tam tersi. Ev ile alakasız. Kim bilir belki iyi ama kendini açmak istemeyen bir kutu…

Necip Fazıl üniversitede iken Ahmet Hamdi ve Yakup Kadri de o üniversite imiş. Ne kadar güzel bir ortam diye düşündüm. İnsanın etrafında yazan birilerinin olması. Yazan insan kendinden haberdardır  ya da haberdar olmak için yazıyordur. Yazmak, kelimelerle konuşmak, onlarla anlaşmak, bazen onlarda boğulmak, bazen onlarla yeryüzüne çıkmak demektir. İçimizdeki denizde kalbimizdeki rotamızla bir yol almak ve bunları “kelimenin üstüne” çıkarmaktır yazmak. Necip Fazıl’ın da kitabında yazdığı gibi. 

Bir otobiyografi okumak elbette değerlidir benim için. Çünkü yazar kalbini açar, anlatmaya değer ne varsa ortaya döker. Biz de onların tesiriyle belki kendi içimize döner bir yolculuk yaparız ya da bize yeni kapılar açılır, onların ardından gideriz. Her kitap  bir kapı, içindekiler de o halde başka kapıların anahtarları. 

Güzel, keyifli bir yolculuktu benim için bu kitap. Tavsiye ederim. 23/11/2020

Zehra İlhan

İçerik Sahibi
Diğer İçerikleri: HerfeneSanat

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir