Gümüş Kız

Gümüş Kız

Canca Kalesi komutanı Gümüş Dağ’da, Gümüş bir sarayda otururmuş. Bu komutanın bir tek kızı varmış. Bu kız bir dünya güzeliymiş. Güldükçe güller açılır, ağladıkça gümüşler saçılırmış. Adı da zaten “Gümüş Kız” imiş.

Bu kız her gün gümüş nalınlar giyer, gümüş testisini eline alır, Gümüş Dağ’dan iner, gümüş tasla, gümüş testisine su doldurur, dönermiş. Bu gidiş gelişlerde, ter bıyık bir çobana âşık olmuş. Oysaki babası onu, kendi komutanlarından birine verecekmiş.

Öyle ya! Develer bile yolda giderken zilleri, “dengi dengine! dengi dengine!” der de vurur. Koca komutan, bir çoban parçasına, dünya güzeli bir kızı nasıl versin? Eller ne der sonra! Vermemiş.

Kız deli divane dağlara vurmuş. Babası ne dediyse ne ettiyse yola gelmemiş. Ona “He!” dedirtmemiş.

Ne yapayım ne edeyim derken tutmuş bir yerde kızına gümüşten bir saray yaptırmış, yüreğine taş bağlayarak ta dünya güzeli kızını bu saraya hapsetmiş.

Derler ki, bugün ki Musalla Deresi bu gümüş kızın göz yaşlar imiş. Gümüşhane, adı da oradan kalmış.[1]


[1] Seydi Köktürk, Gümüşeli Gazetesi, 12 Ağustos 1943.

(Seydi Köktürk bu efsaneyi Değirmenbahçesi’nden Hayriye Ekinci’den ve Canca Mahallesinden Hanımoğlu Battal Ağa’dan derlemiştir.)

İçerik Sahibi
Diğer İçerikleri: HerfeneSanat

AKŞAM YILDIZI

Nisa Yıldız İskender Pala’nın okuduğum ilk eseri. Tanışmam...
Devamını gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir