Bozkurtlar

Giriş

Türkiye yayınevi tarafından çeşitli baskıları yapılan Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor adlı eserler Ötüken yayınevi tarafından Bozkurtlar adıyla yazar hayatta iken birleştirilmiştir. Biz, birleştirilmiş halini esas alıp iki eseri tek roman olarak inceleyeceğiz. Bozkurtlar romanı Orhun Kitabeleri adıyla da bilinen Göktürk Bengü Taşları’nın romanlaştırılmış hali sayılabilir. Türk Milliyetçiliğinin Ziya Gökatp’ten sonraki en önemli kurgulayıcılarından ve fikir önderlerinden biri olan Hüseyin Nihal Atsız, sadece bir edebiyatçı değil, aynı zamanda kuvvetli bir Türkolog’dur. Türk dilini, tarihini ve edebiyatını iyi bilen bir bilim adamı hüviyetini de taşıyan Atsız, özellikle tarihin karanlığında kalan Göktürk devrini, sanki yaşamışçasına “Bozkurtlar” adı ile roman haline getirerek, tarihimize ışık tutmuş, milletimize Göktürkleri tanıtmış ve sevdirmiştir.

H.Nihal Atsız’ın “Bozkurtların Ölümü- Bozkurtlar Diriliyor” isimli romanı, tarihsel olgunun yeniden kurgulanmasıdır. Roman, Romanın Hikâyesi” başlıklı girişle başlar. Bu girişte, öğrenci pansiyonunda kalan biri kız, yedi üniversite öğrencisi, akşam yemeğinden sonra, bahçede sohbet ederlerken, aralarındaki Tonyukuk isimli öğrenci roman yazmaya başladığını söyler. Yazar tarafından konuşturulan Tonyukuk isimli öğrenci, yazarın iletisini kendi üzerine almış konumdadır. Tonyukuk aracılığı ile konuşan yazar, öncelikle romanın konusu, iletisi ve şahıs kadrosu hakkında bilgi verir. Yazar, “Romanın Hikâyesi” dediği girişte hâldeki bir olayı vererek, geçmişle hâl ve gelecek arasında bir ilişki kurmak arzusunda olduğunun ilk işaretlerini verir. Üniversite öğrencilerinin kendi aralarındaki konuşmalarını ve tarih bölümünde okuyan bir üniversite öğrencisi olan Tonyukuk isimli öğrencinin, yazar adına konuşturulması da bilinçlenmeye başlamış gençliğin tarih karşısındaki duruşunu sezdirmek içindir. Üniversite yerleşkesinden Ötüken’in bozkırlarına değin uzanan tarihsel bir zaman yolculuğu bu girişle başlar.

H.N.Atsız’ın sadece edebî eselerlinde olduğu gibi, diğer eserlerinde de temel izlek, kimlik ve bu kimliğe karşı duyarsızlaşmaların doğurduğu sorunlardır. Ona göre tarihin en önemli tarafı geçmişi öğretmek değil, geçmişteki yaşanmışlığın felsefesini hâle taşımaktır. Yazar, Bozkurtlar romanında tarihsel olanı hâle taşıyarak kimliğin tarihsel dayanaklarını açıklamak, aktarmak ister. Yazar, tarihsel gerçekliği bildirmek ya da öğretmek amacından daha çok, okurunu tarihsel olguyla yüzleştirmek arzusuyla eserini şekillendirir. Böylece sürekli devam eden bir ruh hâlinin, yaşanılan zamanda da var olduğuna / olması gerekliliğine işaret eder.

Hüseyin Nihal Atsız’ın siyasî söylemlerinin algılanışındaki sorunlar, romanlarının geniş okur kitlelerince okunmasına engel olmuştur. Şayet, yazarın siyasal bakışı temel alınmaksızın romanları okunabilmiş olsaydı, Atsız, Türk edebiyatında çok daha geniş ve büyük bir yer tutuyor olacaktı. Bozkurtlar, Orta Asya Türklüğünün epik hayatının idealize edilmiş kurgusunun romanıdır. Eser, Türk devlet geleneğinin ve töresinin yükseliş ve çöküş sebeplerini sanatkârca açıklamaktadır. Türk sosyal nizamı, Türk ruhu, Türk töresi tarihin derinliklerinden seçilmiş örneklerle günümüze aktarılmaktadır.

Romanın Özeti        

Roman’ın birinci bölümü olan Bozkurtların Ölümü, Çuluk Kağanın ölümü ve Kara Kağan’ın tahta geçişiyle başlar. Bir milletin değerlerine yabancılaşınca nasıl yok olacağı mesajını veren birbirine bağlı ve çok kahramanlı olaylar dizisiyle devam eder, Kürşat ve 40 arkadaşının Çine esir düşmüş Türk beylerini kurtarmayı amaçlayan destansı isyan girişimleriyle biter.

Yüzbaşı Işbara Alp’in içinde sebebini anlayamadığı bir sıkıntı vardır. Birden gökyüzünü bulutlar kaplar. Ve bir afat olup gökten seller boşanır. Ansızın bastıran sel bir felaketin habercisidir ve haber gelir Çuluk Kağan Çinli eşi tarafından zehirlenerek öldürülmüştür. Çuluk Kağanın ölümü Türkeli için felakettir. Çuluk Kağanın küçük kardeşi Bağatur Sad Kağan seçilir ve Kara Kağan adını alır. Kurultay, Çuluk Kağan’ın oğullarını değil de kardeşini tercih etmiştir. Çuluk Kağan’ı zehirleyen Çinli Katun’un cezalandırılması lazımdır. Ancak töre gereği tahta çıkan kağan eski kağanın eşiyle evlendiğinden Çinli Katun’un cezalandırılamaz.

Çuluk Kağan’ın büyük oğlu Tulu Han Türkeli’nin kuzeyine han olarak gönderilir. İ-çing Katun Kara Kağan’ı avucunun içine almıştır. Ötüken’de önemli noktalar hep Çinlilerin elindedir artık. Çuluk Kağan’ın küçük oğlu Kürşat ve ordunun usta erleri Çinlilerin devlete bu kadar yakın olmasından şikâyetçidirler. Tahta çıkış törenlerine Çin’de ihtilal yaparak Çine kağan olmayı düşünen Şen-king de katılır. İ-çing Katun’un kardeşi olan Şen-king Ötüken’de kalıcıdır. Kara Kağan’ın eşi olan ablasıyla birlikte niyetleri Türkleri önce bu amaçları için kullanmak sonra da yok etmektir. İşbara Alp’in at uşağı Çalık Kara Kağan’ın tahta çıkışı münasebetiyle yapılan törenlerde Çinli bir subayla kavga eder.

Şen-king kımız yapmakta olan Türk kızlarına sarkıntılık eder. İşbara Alp’in kızı Almıla Çinliye haddini bildirmek üzere iken Batı Göktürk Kağanlığı’nın elçileri gelirler. Almıla elçilere rehberlik eder ve otağa götürür. Batı kağanı birleşmek ve Çine birlikte akın yapma istemektedir. Küçük kurultay toplanır. Batı kağanının teklifi görüşülür. Kürşat, Çinli olan İ-çing Katun’un ve onun himayesindeki Çinlilerin azgınlıklarından ve Türk töresinin Çinlilerce tahrip edilmesinden şikâyetçi olur.

İşpara Apl’in Onbaşılarından Sancar tarlasında çalışırken Fu-lin adlı Çinli bir tüccarın karısının tacizine uğrar. Ama yüz vermez. Oysaki bu kadın birçok Türk yiğidini yoldan çıkarmıştır. Çinli kandın iftirasıyla Onbaşı Sancar yargılanırken Onbaşı Karabudak suçu kabullenir ve Kürşad’ın itirazlarına rağmen oklanarak idam edilir. Bir Çinlinin fitnesi yüzünden bir Türk onbaşısının idamı budunu Kağanlığa küstürür.

Türk yurdunda kıtlık ve kargaşa başlamıştır. Şen-king ile gelen subayların çoğu Çin Kağanlığının casuslarıdırlar. Şen-king İşpara Alp’in kızı Almıla’ya göz dikmiştir. Almıla’nın gönlü Onbaşı Pars’tadır. Bir kavgada Onbaşı Pars yaralanır. Almıla bir Çinli’yi öldürür.

Binbaşı İşpara Alp’in at uşağı Çalık Çinli çaşıtları izlemeye koyulur. Çinli casusların entrikalarının ortaya çıkarılması Çalık’ın hayatına mal olur. Çalığı öldüren kişi Çinli Şen-king’in subayıdır ve Çin’in casusudur. Kürşat, Çaşıt’ı öldürerek Çalık’ın intikamını alır. Kıtlıkla geçen kış bitip vakit bahara erince 622’de Çine akın başlar. Akında Kürşat’ın tümeni büyük başarılarla zafer kazanır. Çin Kağan’ı barış yapıp vergiye bağlanmaya razı olur. Lakin devlet çarkı bozulmuş töre işlemez hale gelmiştir.

Devleti içine düştüğü çıkmazdan ve kötü yönetimden kurtarmak için çeşitli planlar yapan, akında kendisini Çinli Şen-king’in kumandası altına veren kağanı öldürmeyi bile aklından geçiren Yüzbaşı Böğü Alp, İhtiyar Kam Kıraç Ata’ya gider. Kıraç Ata gelecekten haber veren bir kamdır. Böğü Alp’e müphem ifadelerle geleceği haber verir: Büyük günler geliyor… Kıtlık olunca ay paralanacak… Kara Kağan’ı öldürmeyeceksin… Onu tasa öldürecek… Bir ulu şehirde toplanmış kırk er görüyorum… Aralarında sen de varsın… Yağmur yağıyor… Irmağın kıyısında dövüşüyorsunuz… Budun kurtuluyor… Böğü Alp, Kıraç Ata’nın yanından dönerken Tulu Han’ın adamlarının Çinlilerle konuştuğunu görür. Kürşat’a kardeşinin fesadını haber vermeye fırsat bulamadan Batı Göktürk Kağanlığına gönderilen elçilik heyetine üçüncü elçi olarak vazifelendirilir. Elçiler Batı Kağan’ı Doğu Kağanlığıyla birlikte Çine akına davet eden bir ‘bitiğ’ götürürler. İki Türk devletinin bahadırları arasında çeşitli yarışlar düzenlenir. Kimini Doğulular, kimini Batılılar kazanırlar. Böğü Alp Doğu’nun yüz akı olarak çıkar her yarıştan.

Tümen başı yapılan Şen-king, Almıla ile evlenmeyi aklına koymuştur. Lakin Türk töresine göre bir erkek evleneceği kızın gönlünü yapmak zorundadır. Almıla’nın gönlü Onbaşı Pars’tadır. İ-çing Katun kardeşiyle evlenmesi için zorlayınca Almıla, töre gereğince elinden oğlak kapan ere varacağını söyler. Yarış yapılır, İ-çing Katun’un hilesine rağmen oğlağı Onbaşı Pars kapar. Katun’un baskısına isyan eden genç âşıklar Batı Kağanlığına kaçarlar.

Bu arada Tulu Han Çinlilerle anlaşmış, Kara Kağan’ı devirerek tahta geçmek için planlar yapmaya başlamıştır. Birlikte hareket etmek için Kürşat’a elçi gönderir. Kürşat bu teklifi reddeder. Aradan iki yıl geçer. Zor yıllardır. 624 yılında Çine akın başlar. Çin ordusuyla karşılaştıklarında Tulu Han’ın ihaneti öğrenilir ve barış yapılarak geri dönülür. 627 yılı yaman bir kıtlık getirir. Ötüken’de çocuklar, yaşlılar, kadınlar hatta erler açlıktan ölmeye başlamışlardır. Bu kötü şartlara bir de isyan eklenir. Birçok Türk boyu, açlık, adaletsizlik ve ağır vergiler nedeniyle Ötüken’e isyan etmiştir. İsyanı bastırmak için Tulu Han komutasındaki ordu görevlendirilir. Kürşat, İşpara Alp, Böğü Alp, Sancar, Yamtar, Yumru gibi savaşçıların üstün gayretlerine rağmen Göktürkler yenilirler. Artık Ötüken elden çıkmıştır. Ertesi bahar Kara Kağan, Kürşat ve İşpara Alp’i Türkeli’nde bırakarak Çine akına çıkar.

Göktürk ordusu kıtlık nedeniyle güçsüzleşmiş olduğundan büyük bir bozguna uğrar. Bozgun haberini duyan Kürşat, yetişip duruma el koyarsa da, elde kalan erler atsız ve yaralıdırlar. Kürşat gene de boyun eğmektense savaşmak yeğdir düşüncesiyle destek kuvvetler ister. Çinliler barış görüşmeleriyle Göktürkleri oyalayıp kuşatırlar. Baskında Göktür erleri Kara Kağan’ı sağ salim savaş alanının dışına kaçırıncaya kadar vuruşurlar, çoğu ölür, diğerleri esir düşer. Kara Kağan kurtulur, Kürşat ve önemli birçok Göktürk eri tutsak düşerler. Kara Kağan İşpara Alp’in yanına döner, ama bir süre sonra Çinliler Kara Kağan’la birlikte bütün Göktürkleri tutsak edip Çin’in içlerine götürürler.

 Kürşat ile İşpara Alp devleti diriltme umudunu diri tutmak için gayret ederler lakin Kara Kağan artık kağan gibi davranamamaktadır.  Esir Türkler şehir hayatına ve tarım işçiliğine zorlanırlar. Çoğu direnir. Çin’deki hayatın eğlencesine ve Çinli kadınların cilvelerine kanarak bozulmaya başlayanların da sayısı az değildir. Gök Börü bir Çinli subayla kavga edince gözüne mil çekilir. Yamtar bir ara kendisini felsefeye kaptırırsa da kısa sürede kendine gelir. Yüzbaşı Üçoğul bir Çinli kadına tutulmuştur. Tulu Han ölür. Kara Kağan esaretin tasasına dayanamaz ve ölür. Kıraç Ata’nın söyledikleri bir bir gerçek olmaktadır. İşpara Alp Kağan’ın ölümünü ardından umutsuz kalır ve intihar eder.

Aradan beş yıl geçer. Çin tarzı hayatın Göktürklerin ahlakını ve dengesini bozmaya başladığını gören Kürşat güvendiği arkadaşlarıyla bir ihtilal planlar. Çin kağanı rehin alıp, Tulu Hanı’ın oğlu Utku’yu ve Türk beyleriyle takas edeceklerdir. Utku’yu kağan yapıp devleti diriltmek için kırk yiğit yağmurlu bir gecede Çin sarayını basarlar. Bir diriliş uğruna kanlarının son damlasına kadar ve ölümle eğlenircesine savaşıp ölürler.

Roman’ın Bozkurtlar Diriliyor adlı ikinci bölümü Kürşat ihtilalini Çinlilerin kalbine saldığı korkunun anlatıldığı satırlarla başlar. İkinci bölümün ana kahramanı Kürşat’ın oğlu Urungu’dur. Roman İkinci Göktürk kağanlığının kuruluşunun tamamlandığı gün Urungu’nun sevgilisi Ay Hanım’ın naşı kucağında atı üstünde kendini uçuruma bırakmasıyla biter.

Kürşat ihtilalinin yüreklerine saldığı endişe nedeniyle Türklerle aynı şehirlerde yaşamaktan korkan Çinli’ler Türkleri Ötüken’e geri gönderirler. Türklerin başına kendilerine bağlı başka bir kavimden bir kral koyarlar. 

Altaylarda üslenen Göktürkler, Kürşat ihtilalinden otuz yıl sonra Çıba Tegin komutasında Çin’e karşı üç yıl bağımsızlık mücadelesi verirlerse de yenilirler.

Bu savaşlara Urungu da katılır. Genç savaşçı henüz babasının Kürşat olduğunu bilmemektedir. Kürşat’ın karısı ihtilal gecesi kocasının talimatıyla henüz küçük bir çocuk olan oğlunu saklamıştır. Oğlunu kırk yıl diyar diyar kaçıran Kürşat’ın Konçuy’u ölümünden evvel bütün sırrını açıklar ve oğluna Bumin Kağan damgalı kutsal bir bıçağı da baba yadigârı olarak verir.

Anasının ölümünden sonra Urungu Ata yurdu Ötüken’i görmek ve eğer Çin’e karşı istiklal bayrağı açmış bir Tegin varsa ona katılmak için yola çıkar. Yolda Uygur Kağanının çerileriyle karşılaşır. Yüzbaşı Kadır Bağa ile cenk ederken Uygur kağanının kızı Ay Hanım’ın buyruğuyla kavgayı bitirirler. Ay Hanım’ın izni ve buyruğuyla Urungu onlarla birlikte Ötüken’e doğru yola koyulur.

Ay Hanım, Urungu’nun yirmi yıl evvel ölen ve oğlu Taçam’ın anası olan eşine çok benzemektedir. Hatta ondan da güzeldir. Ay hanımdan etkilenir Urungu ve üç gün birlikte yolculuktan sonra ayrılıp Ötüken’in yolunu tutar.

681 yılı gelip mevsim bahara ulaştığında Kutluk Şad ile Tonyukuk Çine karşı bir ihtilal başlatırlar. Göktürkler kağanlığı yeniden diriltme girişimindeyken Dokuz Oğuzlar da Baz Kağan’ın idaresinde toparlanmağa çalışmaktadırlar. Kutluk Şad ve Tonyukuk’un önderlik ettiği 18 Göktürk bir Çin kulesine saldırarak ilk başarılarını kazanırlar.

İhtiyar bir demirci iki güzel kılıç yapar, birine İlteriş Kağan, diğerine Kürşat’ın oğlu yazılıdır. Kürşat’ın oğlu için yapılan kılıç Kürşat’ın oğlu ortaya çıkıncaya kadar Urungu’nun oğlu Taçam’a emanet edilir.

Kutluk Şad’ın sancağı altına toplananlar kısa sürede önce 70, sonra 700 kişi olurlar. Çinliler ve Kıtaylarla yapılan savaşlarda büyük yararlıklar gösteren Urungu, onbaşılığa terfi eder.

İki yıl boyunca süren bu uğraşlar boyunca Urungu’nun içinde Ay Hanım büyümüş ve sevda kıvılcımları Urungu’yu yakmaya başlamıştır. Oğuzların Çinliler ve Kıtaylarla birleşmeye çabaladıklarını öğrenen Kutluk Şad, iki bin kişilik bir orduyu Oğuzların üstüne salar. Urungu da bu ordudadır. Göktürkler galip gelir. Savaşta Baz Kağan ölür. Urungu Ay Hanım’a aşkını itiraf eder ama Ay Hanım, bey olmadığını söyleyerek reddeder. Tutsak alınmak üzere olan Ay Hanım, Urungu’yu yaralar, Yüzbaşı Örpen’i öldürür ve kaçar. Aldığı ok yarası Urungu’yu güze kadar yatağa mahkûm eder. Çine yapılan akına katılamaz.

Göktürklere yenilen Oğuzlar kuzeye çekilir ve toparlanmaya çalışırlar başlarında Ay Hanım vardır. Taçam Çin’e yapılan akın sırasında Ay Hanım’ın erleriyle karşılaşmış ve esir düşmüştür. Ay Hanım onun Urungu’nun oğlu olduğunu öğrenince serbest bıraktırır. Yüzbaşı Örpen’in oğlu Ersegün, Taçam’dan Ay Hanım’ın yerini öğrenince babasının intikamını almak için yollara düşer. Ay Hanım’a kılıçta yenilir, esir düşer ve kışı Oğuzların yanında geçirir. Ersegün de Urungu gibi Ay Hanım’ın gözlerinin tutsağı olmuştur artık.

İ-çing Katun’un zulmünden kaçarak Batı Kağanlığına giden Pars, aksakallı bir ihtiyar olarak yanında iki oğluyla Ötüken’e geri dönmektedir. Yolda Ay Hanım’ın obasına konuk olur. Ay Hanım da Pars’ı İlteriş Kağan’a elçi gönderir. Elçi Kabul töreninde oğullarıyla ok ve kılıç yarıştıran Urungu’nun Kürşat’a benzerliği Pars’ın gözünden kaçmaz.

Pars, İlteriş Kağan’ın elçisi olarak Ay hanıma gönderilir. Urungu da elçilik heyetinin içindedir. Pars Urungu’nun bıçağındaki damgaları görünce Kürşat’ın oğlu olduğunu anlar. Aralarındaki konuşmaları dinleyenler Ay Hanım’a iletirler ve Urungu’nun sırrını öğrenen Ay Hanım gizlediği aşkını aşikâr etmeye başlar.

Göktürklerin tekrar güçlenmeye başladıklarını gören Çinliler büyük bir orduyla saldırıya kalkışmaya yeltenirlerse de Bilge Tonyukuk’un haber alama ağı ve öngörüsüyle Çin ordusu etkisiz hale getirilir. Çinliler Ay Hanım’a elçi göndererek Göktürklere karşı ittifak yolu ararlar ama elçi gönderdikleri adam Tonyukuk’un çaşıtıdır. Göktürk ordusu Çin’e akın ederek bu ittifakın bir kanadını etkisiz hale getirir.

Urungu akından dönünce artık Kürşat’ın oğlu olduğunu bilen Ay Hanım’a evlilik teklif etmek için yola koyulur. Ersegün de Ay Hanım’a âşık olmuştur ve ondan babasının öcünü almakla aşkı arasında gidip gelmektedir. Urungu’nun oğlu Taçam, Pars’ın oğluyla çarpışır ve bayılır. Pars, Taçam’ın Urungu’nun oğlu yani Kürşat’ın torunu olduğunu öğrenince bütün bildiklerini kimseye söylememeleri şartıyla oğullarıyla paylaşır. Yarı baygın halde yatan Taçam, Pars’ın anlattıklarından kendisinin Kürşat’ın torunu olduğunu öğrenir. Bu arada Ay Hanım Ersegün’ün evlenme teklifini reddetmiştir.

Tonyukuk, Ay hanım’ın obasının üzerine asker salar. İki Türk boyu arasında ölümüne bir savaş başlar. Urungu savaşın sonuna doğru Ay Hanım’ın otağına ulaştığında onun göğsünden oklanmış olduğunu görür. Urungu, kucağında Ay Hanım’ın cansız bedeni olduğu halde atını “ölüm uçurumu”na sürer. Ölüm uçurumundan bir ezgi eşliğinde şu sesler yükselir:

Ayın bahtı karanlık

Urungu’nun Karadır.

Romanın Tertibi

Bozkurtlar adıyla birleştirilen eser aslında Bozkurtların Ölümü(1946) ve Bozkurtlar Diriliyor(1949) adlarını taşıyan iki romandır. Yazar hayatta iken onun izniyle Ötüken yayınevi tarafından Bozkurtlar adıyla tek ciltte birleştirilmişlerdir. Birinci kitap olan Bozkurtların Ölümü, üç bölüm halinde tasarlanmıştır.

Birinci bölümde Çuluk Kağan’ın ölümüyle birlikte Ötüken’de düzenin bozulması anlatılır. İkinci bölüm Kıraç Ata’nın kehanetiyle başlar, Göktürk ordusunun yenilmesi ve budunun Çin’e esir düşmesiyle biter. Üçüncü bölüm esaret yıllarının zorluklarının ve Türk ve Çin kültürleri arasındaki çelişki ve çatışmaların anlatımıyla başlar Kürşat ve kırk arkadaşının İhtilaliyle biter.

Bozkurtların Ölümü “Romanın Hikâyesi” ile başlar. Bunu üç ana bölüm halinde tertip edilmiştir. Birinci bölüm 15 başlığa ayrılmıştır: 621 Yılında Bir Yaz Gecesi, Bağatur Şad, Kara Kağan, Ötüken’in Keskin Nişancısı, Tüng  Yabgu Kağan’ın Elçileri, Onbaşı Sançar, Kineş, Yargu, Çalık, Çalık İş Ardında, Onbaşı Pars, Çaşıt, Budun Kızgın, Akın, Şen-King’in Öfkesi. İkinci bölüm 28 başlıktan oluşur: Kıraç Ata, Yüzbaşı Bögü Alp, Dönüş, Bögü Alp’ın Yeni Yumuşu, Yumru, Elçiler, Yolda, Batı Kağanı, Tüng Yabgu’nun Çerileriyle Karşılaşma, Yamtar’ın Tartışması, Ötüken Yolunda, Almıla, İ-Çing Katun, Bozkır Yasası, Tulu Han, Çözülen Bilmece, Şüphe, Onbaşı Sülemiş, Onbaşı Üçoğul, Karakulan, Kıtlık, İsyan, Yüzbaşı Yağmur, Tanrı Türkler’e Kızıyor, Bozgun, Aldatmaca, Tuzağın İçinde, Son Gülüş. Üçüncü bölüm 12 başlıkla sunulur: Bir Yıl Sonra, Can Acısı Ve Gönül Acısı, Filozof Şen-Ma, Yamtar Filozof Oluyor, Kuruntu, Yamtar Uyanıyor, Kıraç  Ata’nın Söyledikleri Gerçekleşiyor, Çin Türklerin Ahlâkını Bozuyor, Beş Yıl Sonra, Yakarış, İhtilâl, Son

Bozkurtlar Diriliyor cildi tek bölüm halinde tasarlanmıştır. Göktür Kağanlığının yeniden kuruluşu Urungu ile Ay Hanım’ın aşkı etrafında dönen olaylarla birleştirilerek anlatılmıştır bu bölümde.

Bozkurtlar Diriliyor, tek bölüm halinde otuz başlığa bölünerek sunulmaktadır: İhtilâl Başarılamadıktan Sonra, İhtilâlden Kırk Yıl Sonra(679 Yılında), Kür Şad’ın Konçuyu, Bozkırların Kucağında, Ötüken’e Giderken, Kurt Başlı Sancak, Bahtıyar Uyku, İlteriş Kağan, Urungu’nun Yarası, Çin Akınından Dönüş, Ay Hanım, Tutsaklıktan Kurtuluş, Deli Ersegün, Gönül Tutsaklığı, Ölüm Uçurumu, Binbaşı Pars, Ay Hanım’ın Elçisi, Çalkara, Gök Türk Elçileri, Urungu’nun Bıçağı, Vu Katun’un Gözdesi, Çin Başkumandanı, Çin Çaşıtı, Karabuka, Akın, Umut Ve Kırgınlık, Taçam, Karar, Güneş Batarken, Yarış.

Romanın yazılış hikâyesi ve yazarın romanla neleri amaçladığı roman ilk sayfalarında yer alan Romanın Hikâyesi başlığıyla okuyucuya sunulur:

Çünkü hakikaten bir roman yazmak üzereyim. Hem de öyle bir roman ki hayatın bizzat kendisini aksettirecek. İçinde hem romantizme, hem de realizme yer olmakla beraber bizzat hayatın akışından ayrılmayacağım ve buna olduğu kadar tarihe de sadık kalacağım. Bir roman ki size 1300 yıl öncesini yaşatacak ve birbiri ardınca sahneye çıkan kahramanlar günümüze kadar gelecek. Bir roman ki içinde yalnız bir tek kahraman bulunmayacak. İçindeki her şahıs, tıpkı hayatta olduğu gibi başlı başına bir kahraman olacak. Romantiklerin de, realistlerin de eserlerinde daima bir tek iskelet var: Romanın kadın ve erkek iki kahramanı arasındaki aşk macerası, hâlbuki benim kitabımda yüzyılların akışı bulunacağı için bir tek  maceraya, hele on binlerce romanda tekrar edile edile  artık pek bayağılaşan, müptezel olan aşk hikâyelerine saplanıp kalmama imkân yok. Bu, yepyeni bir tip roman olacak.

Benim kitabım, realitedir diye insanların fizyolojik bütün hareketlerini en ince teferruatına kadar imadan, hatta teşhirden çekinmeyen eserlerden olmayacak. Maddî hayattan ayrılmayacağım. Ama son günlerin bazı telif eserlerinde moda olduğu üzere en basit ve tabiî, fakat nezih olmayan konuları kitabıma yüklemeyeceğim. Bir psikolog nasıl her meselenin hangi ruhî amille işlendiğini düşünür, bir hekim nasıl bir hastalığın hangi sebeple başladığını bulmağa çalışırsa, ben de  tarihle çok uğraştığım için olacak milletlerin hareket hatlarının neye dayandığını aramakla çok vakit geçirdim. Şu muhakkak ki bir milletin münevverleri de, halk tabakası da işlenmeğe çok elverişli. Bunun için de en iyi şey, yani en iyi araç eserler olabiliyor. Bir aralık Almanya’da intihar edenlerin birçoğunun cebinde Verter’in bulunduğunu bilmiyor musunuz? Bizdeki hamasetin yüzyıllarca sürüp gitmesine de Köroğlu, Danişment Gazi, Battal Gazi gibi ilk müellifleri meçhul kahramanlık destanları sebep olmadı mı? Ben üslûpçu ve yazıcı olmadığım için bu işin ne dereceye kadar üstesinden geleceğimi bilemem. Nasıl basit bir köy hekimin sessiz çalışmaları, kimse farkına varmadan, sağlık istatistiklerinde bir yekûn tutarsa, nasıl bir piyade bölüğünün savaşı kesin sonucu hazırlayan sebepler arasında yer alırsa, ben de eserimle milli terbiyemiz için kendimce faydalı saydığım bir hamle yapacağım. [1]

Romanın Tezi

Bozkurtlar romanının ana tezi istiklaldir. Türk soyunun üstün vasıflarla donatılmış olduğu fikrinin yılmaz savunucusu olan Atsız, romanında da Türk soyunun, cesur, bilgili, fedakâr, şuurlu ve kahraman idarecilere sahip olduğunda büyük işler başarabildiğini, bütün fertlerinin birer destan kahramanı gibi devleştiğini; en zor ve kötü şartlarda bile Türk’ün istiklal fikrinden vazgeçmediğini anlatır. Bir Çinli’nin komutasında olmaktan ar eden askerler, ölümün muhakkak olduğu zamanlarda bile teslim olmayı düşünmeyen kahramanlar, devlet ve budun var olsun diye can veren yiğitler ve en nihayetinde bir şiir coşkusuyla okuyucuya sunulan Kürşat ihtilali bu tezin anlatımının güçlü araçlarıdırlar.

Romanın ikinci önemli tezi ise devlet işlerinin yabancı soylu kişilere emanet edilmesinin millet hayatı açısından çok tehlikeli ve riskli olduğu fikridir. İ-çing Katun’un Çuluk Kağan’ı zehirlemesi, Kara Kağan’ın İ-çin Katun’un etkisinde kalarak Çinlilere devlet işlerini vermeye başlaması, Ötüken’deki bütün Çinlilerin devlet ve budun aleyhinde bulunmaları hep bu tezi desteklemek üzere olaya dâhil edilmiş ayrıntılardır.

Romanın üçüncü tezi, devletin ve milletin bekası için fedakârlık yapmanın Türk kahramanlığının en önemli vasfı olduğudur. Roman, ordusu ve milleti için fedakârlık yapan kahramanların öyküleriyle doludur. Sel felaketinde erler kurtulsun diye tutunduğu kemerden bir komutla elini çözen Kurt Kaya, geri çekilmekte olan orduya zaman kazandırmak için kendini köprüye bağlayarak oklara hedef olan Sülemiş, budun yeniden dirilsin diye ölüme meydan okuyan Kürşat ve kırk arkadaşı, anası ve kardeşi kurtulsun diye ölüme yürüyen Kürşat’ın kızı, ikilik çıkmasın diye Kürşatın oğlu olduğunu saklayan Urungu fedakârlık sahnelerinden sadece bir kaçıdır.

Bu üç tezin arka planında bir de Türk kültürüyle Çin kültürü arasındaki çatışma da işlenir romanda. Türk kültürü göçebedir ve eşitlikçidir. İnsanlar henüz kendilerine yabancılaşmamışlardır. İnsanlık tarihinin kötü huyları olarak kabul edilen hırsızlık, hilekârlık, yalancılık, fuhuş gibi sapkınlıklar Türk kültürünün tanıdık olmadığı değerler olarak takdim edilir. Oysa Çinli yerleşik hayata ve para ekonomisine geçmiştir çoktan. Bu yüzden Çinli kurnazdır, yalancıdır, hırsızdır. Bu iki farklı toplum algısından birincisi idealize edilerek diğeri aşağılanarak takdim edilir.

“Roman, Türk-Çinli çelişmesi ekseninde kurulmuştur. Ancak bu, aslında görünüştedir. Romanın temelinde, eşitlikçi kabile toplumu ile para ekonomisine geçmiş uygar toplum arasındaki çelişme vardır. Romanda Türk, göçebe savaşçıdır; Çinli ise tüccardır. Nihat Atsız’a göre, kabile toplumu aşamasındaki Türkler, henüz malın malla değiştirildiği bir dönemi yaşamaktadırlar. Çin ise, gelişmiş bir ticaret uygarlığıdır. Roman, baştan sona kabile toplumunun eşitlikçi kandaşlık kültürü ile derin sınıf ayrılıkları içindeki ticaret uygarlığı arasındaki çarpışmayı işler. Bu çarpışma, bir yönüyle silahlıdır; kargıyla, kılıçla, okla yürütülür; ama asıl insanı etkileyen iki toplumun değerleri arasındaki çatışmadır.

Nihal Atsız’ın romanındaki Türk, kandaşlardan ve eşitlerden oluşan demokratik kabile toplumunun üyesidir, hatta üye bile denemez, o toplumun bir parçasıdır. Toplum, birlikte üretmekte ve ürettiğini paylaşmaktadır. Yine birlikte yağmalamakta ve yağmaladığını da eşit olarak bölüşmektedir. Toplumda bir hiyerarşi oluşmuş, bir kabile şefleri zümresi ortaya çıkmıştır; ancak bu henüz özel mülkiyet temelinde değildir. Sınıflar yoktur. Bütün kabile, yani herkes silahlıdır. Toplumdan ayrı, toplumu baskı altına alan bir silahlı güç oluşmamıştır. Dolayısıyla toplum içindeki ilişkilere damgasını vuran, kabile demokrasisidir.”[2] 

Bakış Açısı

Bozkurtlar romanında anlatıcı üçüncü şahıstır. Anlatıcı kahramanların gözüyle olayları görmekte ve nakletmektedir. Buna rağmen birçok bölüm de hâkim bakış açısına geçilmekte anlatıcı her şeyi bilmekte ve anlatmaktadır. Eserin bakış açısında ve anlatıcısındaki en önemli başarı yazarın kendi varlığını anlatıcıya eklememesindedir.

Romanın Hikâyesi başlığıyla sunulan giriş kısmındaki edebiyatçı yazarın kendisidir ve romanın yazıldığı yatılı okul yazarın okuduğu Yüksek Muallim Mektebi’dir. Yazar söylemek istediklerini anlatıcı olarak söylemeyip olayın kahramanlarına söyletir.

Üçüncü şahıslı anlatımı ve hâkim bakış açısı ile oluşturulan eser, çok güçlü bir tarihi romandır. Okuyucu bin üç yüz yıl öncesine götürülmekte ve hadiselerin havasına okuyucunun dâhil olmasını sağlayacak ayrıntılar başarıyla sunulmaktadır. Bozkurtlar romanı, olağanüstülük öğeleri taşıyan, yer yer gerçeküstü olaylarla bezeli bir romandır. Çulluk Kağan’ın ölümü nedeniyle kopan fırtına ve sel, Kıraç Ata’nın kendisi, mağarası, hayvanları ve kehanetleri, Ay Hanım’ın insanların kalbini okuyabilmesi gibi gerçek üstü olaylar tarihi dokuyla gerçeklik kazandırılmış olağanüstü anlatımlardır.

Zaman

Romanın ana olayı elli yılı aşkın bir süreçte oluşur. Bozkurtların Ölümü adlı cildin tarihi zaman Bağatur Şad’ın Kağan olduğu 621 yılında başlar, 630 yılındaki ihtilal ile biter. Olay anlatımı kronolojik sıra sadık kalınarak yapılmış, yer yer geriye dönüşlerle geçmiş zaman ve olay ayrıntıları sunulmuştur.

Bozkurtlar Diriliyor adlı ikinci bölüm ihtilalin kırk yıl sonrasını anlatır. 681 yılında ikinci kağanlığın kuruluşu ve etraftaki boylara baş eğdirilmesi ile biter. İkinci bölümde önce esarette geçirilen yıllar geri dönüşle sunulur okuyucuya. Sonraki bölümlerde de sık sık Kürşat ihtilaline geri dönüşler yapılır. Ama ana olayın işlenişinde oluş sırasından vazgeçilmez. İki bölümün toplam zamanı altmış yılı biraz aşkın bir tarihi süreci kapsamaktadır.

Mekân

Romanın ana mekânı Ötüken’dir. Ötüken devletin merkezi olan kutsal yerdir. Adı saygıyla anılmış ama olay kurgusunu kuracak ayrıntıları verilmemiştir.

Olayın diğer önemli mekânları arasında bir Çin şehri, Dokuz Oğuz Obası, Batı Kağanlığı sayılabilir.

Olay örgüsünü işleyişine tesir edecek tarzda anlatımlara konu olan tek mekân Kıraç Ata’nın mağarasıdır. Mağaranın olağanüstü yapısı ve havası ile Kıraç Ata’nın kişiliği birbirini tamamlamıştır.

Romandaki mekân ve tabiat unsurlarından Çin’e ait olanları daha silik ve önemsiz ayrıntılarla sunulurken, Türk Yurduna bilhassa Ötüken’e ait olanları daha belirgin ve aydınlık anlatımlarla sunulur. Bu yazarın iki kültür ve iki ülke arasındaki bilinçli tercihidir.  

Şahıs Kadrosu

Bozkurtlar romanının en zayıf yanı ruh tahlilleridir. Kahramanlar sayıca fazladır. Ama hiç birinin iç dünyası, tereddütleri, sorgulamaları, zaafları ayrıntıya dökülmez. Kıraç Ata ile görüşmeye giden Böğü Alp’in iç dünyasına dair söylenenler, Urungu’nun kimliğini saklarken yaşadığı tereddütler ve birkaç Göktürk’ün Çinlilerin eğlencelerine ve kadınlarına aldanışları gibi ayrıntılar bir yana bırakılırsa kahramanların hepsi inanmış, adanmış, töreye bağlı, istiklal ve budun için ölmeye hazır serdengeçtilerdir. Bu hükme uymayan tek kişi Çinli Katun’un kardeşi Şen-king’dir. Denilebilir ki romanın ana kahramanı “Türk Töresi”dir. Hayat da, ölüm de, aşk da ona tabidir. Kahramanlar günlük hayatlarıyla, özel yaşamlarıyla değil de toplumsal nizam içerisindeki rolleriyle vardırlar.

Romanda tanıştığımız ilk kahramanlar Yamtar, Pars ve İşpara Alp’tir. İşpara Alp romanın ilk bölümünde Göktürk ordusunun yiğit bir yüzbaşısı olarak çıkar karşımıza. Sonraki bölümlerde binbaşı ve han unvanlarıyla görürüz. Esaret yıllarında ölür. Gözünü ve sözünü esirgemeyen kişiliğiyle romanın birinci bölümünün en önemli şahıslarından biridir.

Yamtar, onbaşı rütbeli bir erdir. İri yarı, güçlü, güreşte yenilmeyen ve karnı asla doyman bir kişidir. Kürşat ihtilalindeki kırk yiğitten biri olacaktır. 

Onbaşı Pars, birinci cildin aşk öyküsünün kahramanıdır. İşpara Alp’in kızı Almıla’yla birbirlerine âşıktırlar. Çinli katunun kötülüklerinden kurtulmak için Batı kağanlığına kaçarlar. İkinci cildin sonlarında yaşlı bir ihtiyar olarak Ötüken’e döner Pars. Kürşat’ı tanıyan tek kişi kimliğiyle ikinci bölümde de yer alır.

Bağatur Şad, Tonyukuk, Kutluk Şad gibi daha nice Göktürk devlet ricali romanın olay örgüsünde kahraman olmaktan daha ziyade olay kahramanlarıyla yolları kesişen ve romanın tarihi dokusunu kuvvetlendiren anmalar olarak yer alırlar.

Kara Ozan, ozanlık geleneğinin temsilcisi olarak şiirleriyle katılır esere. Kürşat ihtilalinin de kahramanları arasında yer alır.

Birinci cildin ana kahramanı hiç şüphesiz Kürşat’tır. Çulluk Kağan’ın oğlu olan genç tegin, kahramanlığının ötesinde bilgedir ve uzak görüşlüdür. Birinci cildin tamamı onun destansı ihtilaline hazırlık için anlatılmış gibidir. Sağlam bir iradesi vardır. O da diğer kahramanlar gibi tek yönlüdür. İç dünyasını anlatılmaz. Bir destan kahramanı olarak vardır ve ikinci ciltte de adı hep bir kahraman olarak anılır.

At Uşağı Çalık, romanın sıra dışı kahramanlarından biridir. Çin’de tutsak kalmış, Çince öğrenmiştir. Çinli çaşıtların ortaya çıkarılmasına neden olur.

Onbaşı Kara Budak, yozlaşmanın ve töreden sapmanın sebep olduğu kötülükleri anlatan önemli bir ayrıntıdır.

Onbaşı Sançar, asık yüzü, ciddi ve somurtkan tavrıyla romandaki erkek tiplemesini tamamlayan önemli bir karakter tanımıdır. Esarete kahkahayla gülmesi ve öldürülüşündeki trajedi ana olayı hazırlayıcı öneme haizdir.

Yüzbaşı Böğu Alp, iç dünyasından azıcık haberdar olduğumuz birkaç kahramandan biridir. Kürşat İhtilalinin kahramanları arasında yer alır o da Kıraç Ata’yla görüşmeye giderken geçmişe yaptığı yolculuk ve tereddütlerine dair anlatımlar romanın en tatlı ruh tahlilleri arasında yer alır.

Urungu, romanın en gerçek kişilerinden biridir. Ay Hanım’a duyduğu aşk, kimliğini saklama sıkıntısı ve yiğitliğiyle ikinci cildin ana kahramanıdır.

Ay Hanım’a canı pahasına bağlı bulunan Yüzbaşı Kadır Bağa, Urungun’un oğlu ve yiğit Göktürk savaşçısı Taçam, babasını öldürdüğü için Ay Hanım’dan intikam almak üzere yollara düşen ama kılıçta yenildiği Ay Hanım’a deliler gibi âşık olan Deli Ersegün bir Çin subayı kılığına bürünerek Çin içinde çaşıtlık yapan ve Çin’in bütün hilelerini boşa çıkaran Kara Buka, ikinci cildin diğer önemli kahramanlarıdırlar.

Bozkurtlar romanının hem birinci hem de ikinci bölümünde kadın kahramanlar erkek kahramanlara oranla geri plandadırlar. Romanın kadınları Ahmet Haşim’in O Belde’sindeki sevgililer gibidirler. Olağanüstü güzel, yiğit, fedakâr ve adanmış. Onlar da erkekler gibi tek yönlü işlenmişlerdir. İç dünyaları, zaafları ve tereddütleri yer almaz satır aralarında. Romanda Çinli kadınlar, dişiliklerinden başka mahareti olmayan, Türk erkeklerini ayartan ve fitneye sebep olan mahlûklar olarak yer alırlar. İ-çing Katun kadınlığı ve desiseleriyle Kara Kağan’ı avucuna alır. Fu-lin, kocasına akça kazandırmak için Türk erkeklerini ayartır. Türk kadınları da Türk erkekleri gibidirler. Her biri Türk töresinin gönüllü fedaileridirler. Töre gereği her birisi evinin direği ve erkeğin tamamlayıcısıdırlar.

At Uşağı Çalık’ın karısı romana gerekirse savaşan, avlanan, gerektiğinde erkeğin bile önüne geçen bir kadın olarak girer.

Fedakâr kadın tiplemesinin en belirgin örneği Kürşad’ın Konçuyu’dur. Urungunun annesi olan Konçuy, birinci ciltte yoktur. İkinci cildin ilk iki bölümünde yer alır. Ölümünden önce bütün sırrını oğluna anlatır. Kırk yıl boyunca Kürşad’ın Konçuyu olduğunu herkesten saklamış bir adanmış kadındır o da.

Bozkurtlar romanının en önemli kadın kahramanları aynı zaman da romandaki iki aşk öyküsünün de kahramanlarıdırlar. Almıla, İşpara Alp’in kızıdır. Güzel, alımlı, soylu ve yiğit bir kızdır Almıla. “Çekik yeşil gözleri ışık gibi parlıyor, yüzünden esenlik ve kan fışkırıyordu. Boylu poslu kızdı. Uzun kumral saçları iki örgü halinde börkünün altından beline doğru uzanıyordu. Ayaklarında çizmeler vardı. Kemerinde uzun bir bıçak sallanıyor, kızıl elbisesi ona korkunç bir güzellik veriyordu.” Almıla, hem bir aşkın kahramanın hem de törenin öğreticisi olarak yer alır romanda.

Roman’ın ikinci cildindeki aşkın kahramanı olan Ay Hanım biraz daha farkıdır. Olağanüstü özellikleri vardır. İnsanları bakışlarıyla büyüler ve kalplerinden geçenleri okuyabilir. “İnsanları bir bakışta tanır, hatta yüreklerinden geçeni anlardı. Yeğenlerinden birisi kamdı. Ona gizli bilgilerden çok şey öğrettiği Dokuz Oğuzlar arasında söylenirdi.” Dokuz Oğuz kağanının kızı olan ve Göktürklere karşı istiklal mücadelesinin de komutanı olan Ay Hanım yazarın konusunu Osmanlı Tarihinden alan diğer romanı Deli Kurt’un kahramanı Gökçen Kız’la benzeşir.

Olay Örgüsü

Bozkurtlar romanındaki olay örgüsü birinci ciltte Göktürk Kağanlığının yıkılışı ve Kürşad ihtilali ana olayı etrafında şekillenir. Bu ana olayın yürütülmesine, olayın akış hızına yardımcı yan olaylarla desteklenmiştir anlatım. Çok kahramanlı bir öykü olan romanda, her kahraman kendi etrafında şekillenen bir yan olayla okuyucuya tanıtılmıştır. Romanın ikinci cildinde ana olay İkinci Göktürk Kağanlığı’nın kurulmasıdır. Devletin yeniden kuruluşu Urungu İle Ay Hanım’ın aşk ilişkisi çerçevesinde anlatılmıştır. Bu bölümde de birinci ciltteki yönteme uyulmuş, olayın diğer kahramanları yan olaylarla tanıtılmış ve ana olaya dâhil edilmiştir.

Değerlendirme

Bozkurtlar Hüseyin Nihal Atsız’ın en çok tanınan ve en çok okunan romanıdır. Ayrı zamanlarda yazılmış olmalarına rağmen bir bütünün iki parçası olan bu eser Bozkurtlar adıyla tanınıp sevilmiştir.

Bu roman edebiyat âleminde hak ettiği değeri görememiştir. Bunun birçok sebebinden en önemlisi devlet katında revaç bulan resmi ulusçuluk tezinin Atsız’ın Türkçülüğünden korkması ve onun eserlerinin gençlikle buluşmasından çekinilmesidir.

Atsızın yaşadığı yıllarda edebiyat dünyası Marksist akımların tekelindedir. Atsız’ın milli bir öfkeyle düşman olduğu bu ideoloji Atsız’ın tarihi romandaki başarısını görmezden gelmiştir. Bu dışlama ve yok saymalara rağmen Atsız’ın romanları bir dönemin Türkçü-Turancı-Ülkücü gençlerinin yetişmesinde ve dünya görüşlerinin oluşmasında romandan öte bir tarih şuuru belleticisi işlevi görmüştür.

Atsız’ın Bozkurtlar adlı romanı; çok kahramanlı ve çok olaylı bir roman olmasına rağmen, bölümleri arasında kopukluklar bulunmayan, zaman ve mekân anlatımı ile okurunu geçmiş zamanın büyüsüne çeken, tarihi gerçeklerle barışık, dil ve anlatım özellikleriyle oldukça başarılı bir romandır.

Romanda eksik kalan olgu kahramanların ruh tahlillerine yeterince yer verilmemiş olmasıdır. Esasen tarihi romanlarda zor olan bu olgu, Bozkurtlar romanında iki açıdan imkânsız gibidir. Birincisi olay ve kahraman sayısının fazlalığıdır. İkincisi ise yazarın dünya görüşünde kişilerin birey olmaktan daha ziyade toplumun ve törenin üyesi oluşlarıdır.  

Bozkurtlar, İslamiyet öncesi Türk kültürünün aşk, aile, kadın, devlet, töre ve hayat algılanışının tarihi gerçeklikle çelişmeden sunulduğu epik-tarihi bir romandır. Bu türün Türk edebiyatında yazılmış en başarılı örneklerinden biridir.


[1] Bozkurtların Ölümü

[2] Perinçek Doğu, Papirüs Dergisi – Temmuz 1999

Tags from the story
,
İçerik Sahibi
Diğer İçerikleri: HerfeneSanat

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir