Köyün Kamburu

İşçisinden esnafına, devlet adamından memuruna herkesin biraz köylü olduğunu ve bu köy kültürünün Türklüğün temelinde yattığını düşünen Kemal Tahir’in bu romanı, 1958’de Yeni Gazete’de tefrika edilir, daha sonra Les Tors du Vilage adıyla Fransızca’ya çevrilmiştir. 1959’da kitap olarak yayınlanan “Köyün Kamburu”, “Yediçınar Yaylası”nın devamıdır. Romandaki Çalık Kerim tipi tartışmalara yol açar.

Parpar Ahmet adını taşıyan ilk bölüm, bu karakterin ortaya çıkışıyla başlar. Bu tarih, halkın Sürgün Kırımı adını verdikleri yıldır. Sürgün Kırımı ya da Taun illeti yüzünden 12 yaşında anasız babasız kalan Ahmet, önce Bafra’ya tütün işçisi olarak gönderilir.Yedi yıl sonra döndüğünde tarlası, evi köylülerce onarılır ve Ahmet evlendirilir. Yaşanılan zaman dilimleri, köylülerce önemli hadiselere göre isimlendirilir. Sürgün Kırımı yılının ardından, Ahmet’in dönüş yaptığı yıl da Ekin yılı olarak isimlendirilir. Kış aylarının ardından gelen mevsime ise, tarla sahiplerince herk zamanı adı verilir.

Kerim’in çocukluğunun ilk yedi senesi, romanın akışı içinde hızla ilerler. Bu arada Yediçınar Yaylası’ndaki bazı karakterler, Çakır Kahyaların Ömer Efendi, çoban Hanefi, Abuzer ve ailesi burada da karşımıza çıkar. Bu, iki romanın eşzamanlı ilerlediği bölümlerdir. Kerim, Çoban Hanefi’nin kuyrukçuluğunu yaparken, dokuz ay sonra Abuzer ve ailesi Çorum’a gelir. Ardından Kerim’in medrese eğitimi günleri başlar. Dönem, Osmanlının son günlerini yaşadığı, seferberlik öncesi dönemdir. Bu dönemde, Osmanlıda birçok kurum gibi medreselerin de nasıl yozlaştığına yakından şâhit oluruz.

Artık bir eğitim kurumundan çok, sadece insanların cenazelerini yıkayıp, namazlarını kıldıracak, mevlut okuyacak yeni din adamları yetiştirmeyi amaçlar hale gelmiştir. Ayrıca halktan cer toplayan medrese mollaları, işi tamamen ticarete dökmüş, özden fazlasıyla uzaklaşmışlardır. Dünyada Rus-Japon savaşı bitince, Çalık Kerim köyüne döner .Birkaç yıl içindeyse köylüler arasında Cöntürk, İttihat Terakki, anayasa gibi kavramlar bilinçsizce dolaşmaya başlar. Bosna-Hersek ve Girit’in elden çıkması, Selanik’ten gelen Mahmut Şevket Paşa ordusunun İstanbul’daki isyânı bastırması gibi hâdiseler büyük bir yüzeysellik içinde algılanır. Köydeki düzenin değişmediğini fark ettiklerinde, kendi dışlarında olan hiçbir gelişmeyi umursamamaya başlarlar. Sultan Hamid indirilip yerine Sultan Reşat tahta geçtiği sıra, Narlıca’da bazı kesimler oldukça korkar. Bunlar arasında ufak memurlar, büyük esnaflar ve öşür iltizam işiyle uğraşıp, tarlalarında ortakçı-azap çalıştıran ağalar vardır. Trablus’un da elden gittiği duyulunca artık davullar, redif taburu dizmek için vurulur.

Romanın 2. bölümü Parpar’ın frengi sonucu ölümünden kısa süre sonra oğlu Çalık Kerim’in doğumuyla başlar. Kerim, üç yaşında konuşmaya, dört yaşında yürümeye başlamış, bedeninin aşağısı ince ve kısa, yukarısı kalın ve uzun olan, farklı yaradılışta bir çocuktur. Beş buçuk yaşında kalın boyunlu, geniş omuzlu, kabarık göğüslü, pehlivan pazılı bir insan haline dönüşür. Kerim büyüdükçe, fazlasıyla garip olan gövdesinden dolayı, köylüler ona Çalık adını verir. Annesi Ayşe, yedi yaşındayken onu, namaz dualarını öğrensin diye Uzun Hoca’ya gönderir. Önceleri kadın gibi yün eğirip, çorap ören, gece karanlığından korkan Kerim, bir gece bu korkusunun üzerine gider ve o geceden sonra kendine fazlasıyla güveni gelir.

Kerim ise bu dönemde Büyük Camii’nin müezzini olmuş, mevlut ve cenazelere gitmeye başlamıştır. Çorum, Samsun’la Ankara arasında kaldığı için, harp haberi buraya geç ulaşır. Savaştan kaçmak için birçok erkek medreselere sığınmışken, çıkan Büyük Savaş Fetvası ile molla, hoca tâifesi de savaşa alınır. Çoğunluğu Çanakkale’ye yollanır. Kerim, savaştan dönünce eşkıya besleyip, zaptiye ağırlamaktan bitkin düşmüş, kadınlar ve yatalak erkeklerin geride kaldığı bir köyle karşılaşır.

Romanın 4. bölümü, Yediçınar Yaylası’nda değinilen, Meşrutiyet sonucu gelen hürriyetin acı sonuçlarıyla ilintilidir. Düzenin başıbozukluğundan, Anadolu toprakları da nasibini alır. Artık iyi silah kullanıp, kabadayılık taslayanın sözü geçer.

Bu çetelerden birine silahşörlük gösterisi yapan Kerim, romanın 5. bölümünde büyük bir değişim geçirir. Narlıca’nın iltizamını alan Abuzer Ağa, ekini de Çalık Kerim’e bekletir. O yıl, büyük bolluk olur. Kerim, artık Köyün Kamburu’dur. Seferberliğin getirdiği düzen boşluğu, önceleri işini bilen, kurnaz bir medrese mollasını dahi, soygun yapan usta bir eşkıya konumuna getirir. Romanın son bölümünde ise, artık üçüncü yılına yaklaşan seferberlikten manzaralara tanık oluruz. Her zamanın ve her durumun insanı olan Çalık Kerim ise, bu kez başka planlar peşindedir. Köyün zengin ve güzel dulu Petek’le ortaklık kurar ve köyde çerçi dükkanı açar. Aslında savaş vurgunculuğuna doğru yol alır.

Romanda Çalık Kerim’le bireyselleştirilerek anlatılan tüm hâdiseler, gerçekte Osmanlının son yılları, seferberlikte yaşanan yozlaşma ve başıbozukluğun bir göstergesidir. Zamanla birlikte değişen her şey, Kerim’i de değiştirir. Köyün Kamburu yani Kerim, her devrin adamı diye tabir edebileceğimiz, köylü kurnazı tipleri temsil eder. Roman, salgın hastalıklar ve bunlar karşısında Anadolu insanının çaresizliği gibi bir dramla başlar. Taun denen hastalık yüzünden

bir köyün nüfusunun çoğu ölebilmekte, geride kalanlar ise başka bölgelere göçmek zorunda kalmaktadırlar. Yine normal şartlarda tedavisi mümkün olan frengi yüzünden, Kerim’in babası genç yaşta ölür. Kerim’in fiziki görünümündeki tuhaflık ise, bir sağlık problemi olarak algılanmaktan çok, onun uğursuz, kambur bir çocuk olarak algılanmasına sebep olur. Fakat K. Tahir tüm bu olumsuz şartlara rağmen, kahramanına acınacak bir rol biçmez. Kerim çok keskin bir zekaya ve uyanıklığa sahiptir. Anadolu’da o dönemde köylerdeki cami hocaları tarafından fark edilen çocuklar, medrese eğitimi için şehir merkezlerine gönderilir. Fakat Birinci Dünya Savaşı öncesi, her kurum gibi medreseler de can çekişir.

Roman, bir diğer noktadan da, Anadolu halkının savaşlara karşı duyarsızlığını vurgular. Kendi içlerindeki dünyaya kapanmış olan halk, duydukları gelişmeleri hep kulak ardı ederler. Hatta seferberlik için ordu oluşturulduğu vakit çoğu, asker olmamak için medreseye yazılır. Cephe gerisinde kalan halk ise, çocuklar, yaşlılar ve kadınlar olur. Onlar da eşkıya zulmünden dolayı çaresizdir. Yine de böylesi zor bir dönemde bile, Kerim gibi tipler, savaş vurgunculuğu gibi çeşitli ahlak dışılıklarla her zaman karlı çıkmanın yolunu bulur. Roman, ülkenin geçirdiği zorlu bir süreçte, Anadolu’yu da tarihsel bir perspektiften ele alır.

Tags from the story
,
İçerik Sahibi
Diğer İçerikleri: HerfeneSanat

Ahmed Ziyaüddin GÜMÜŞHÂNEVÎ

Gümüşhane’nin Emîrler mahallesinde doğdu. Babasının adı Mustafa’dır. 1822’de...
Devamını gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir