Aklın Kıyameti

Küçük bir çocukken ben,

şehirler kurulmamıştı henüz…

yürekler böyle kalabalık,

kafalar bu kadar karışık,

ve gözler karanlığa bu denli alışık değildi…

beton süngüler saplanmamıştı göğün böğrüne,

yıldızların gözüne mil çekmemişti cellâtlar,

kardelenler küsmemişti bahara,

yağmurlar kirlenmemişti henüz…

sevdalar bu kadar sıradan,

emekler bu kadar değersiz,

ve canlar bu kadar ucuz değildi…

ne halt etmeye büyüdüm, bilmem ki!

şimdi yanı başımda silahlar patlıyor,

kafatasım çatır çatır çatlıyor,

adresini şaşırmış kurşunlar beni yaralıyor,

ve yüreğim daralıyor,

aşıma zehir,

suyuma kahır,

bu kahpe şehir,

ardımdan avaz avaz bağırıyor…

bağır kahpe şehir, bağır,

gözün kör, kulağın sağır…

ki ben seni yendim artık,

lakin bedelin çok ağır…

ben büyümeseydim,

büyümek arzusuyla,

yarım yaşamasaydım çocukluğumu,

bedenim büyürken küçülmeseydi yüreğim…

göçmeseydim bu şehre,

girmeseydim bu gölge seline,

bu kadar kısaltmasaydı,

sevdamın yollarını çelik atlar…

bıçkın yüreğimi,

bilenmiş ümitlerimi çalmasaydı yosmalar,

keşke benimle yatmasaydı,

berrak bedenimi kirletmeseydi,

ve karnında günahımı taşımasaydı şehir…

ne halt etmeye büyüdüm, bilmem ki!

aş eriyor,

midesi bulanıyor,

ve kusuyor şehir her sabah yuttuklarını,

ve her akşam yeniden yutuyor kustuklarını…

eşyaya mahkûm zevklerin aynasıdır şehir,

günahlarımın anasıdır şehir,

ruhsuz bedenleri şehvetin mayasıyla yoğuruyor,

kararsız sancılarda kıvranıyor,

ve ikizimi doğuruyor şehir…

doğur kahpe şehir, doğur,

gözün kör, kulağın sağır…

ki ben seni yendim artık,

lakin bedelin çok ağır…

bu ruhsuz,

bu şekilsiz hayata,

alışmamakta direnen yüreğime,

kim yoldaş olur,

ve kim duyar çığlıklarımı?

kaldırımlarda çiğnenmemek için,

duvarlara tırmanan sarmaşıklar mı,

zemheri ayazlarından korunmak için,

kalorifer bacalarına yuva yapan kargalar mı,

kafeslere kapatılmış kuşlar mı,

saksılara sığınmış çiçekler mi,

ya da kabuslara dönmüş düşler mi?..

ne halt etmeye büyüdüm, bilmem ki!

biliyorum, şehirlerde kopacak kıyamet,

beton mağaralardan çıkıp saldıracak,

yecüc-mecüc…

bu soğuk kaldırımlarda,

birbirinin gölgesini çiğneyen bu hissiz yığın,

ahir zamandaki resmidir insanlığın…

yakıtı taş ve insan,

olan bu hengâmede,

sahipsiz gölgelerin boynuna asmış surunu İsrafil…

zebanilerini çağırıyor şehir…

çağır kahpe şehir, çağır,

gözün kör, kulağın sağır…

ki ben seni yendim artık,

Lakin bedelin çok ağır…

kulaklarına kurşun döktüm,

can havliyle bağırıyor şehir.

gölge tapınağında her akşam,

kırdığım putları imdadına çağırıyor şehir.

ağız dolusu küfürlerle,

ardımdan avaz avaz bağırıyor şehir.

kanlım olacak,

ya da elimi kana bulayacak bu şehir,

biliyorum…

bağırıyor şehir,

çağırıyor şehir,

doğuruyor şehir,

ben ölüyorum…

Tags from the story
, ,
İçerik Sahibi
Diğer İçerikleri: Talat Ülker

Sevda Abdesti

Sevda Abdesti Yenilmek uzakları taşımaktır yakına Yarına hisse...
Devamını gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir